Şükrü Saracoğlu Stadyumu’nun Migros Tribün altında bir tiyatro salonunun gömülü olduğunu biliyor musunuz?
Ya da orada bir tiyatro salonu olduğunu hatırlar mısınız?
O tiyatro salonunun yıkıntıları arasında birçok arkadaşımla birlikte benim de anılarım gömülü. Profesyonelliğe yeni adım atmış gençlerin heyecanı, mesleğinin ilk yıllarını yaşayan oyuncuların mutluluğu ve tiyatro yapmak ve yaptıklarını insanlara göstermek için sahne bulmuş öğrencilerin sevinci yatıyor.
Ara ara gündeme düşen; “Müjdat Gezen tiyatrosunu satıyor”, “Müjdat Gezen okulunu kiraya verdi,” haberlerini görüyorsunuzdur. Bu haberlerin hepsi acemi gazeteci refleksiyle yapılan, aslı olan ama okuru yanlış yönlendirmeye meyilli haberlerdi. Müjdat Gezen Sanat Merkezi hiçbir zaman satılmadı, kiralanmadı, böyle bir teşebbüs dahi gerçekleşmedi. Lakin bu haberlerin hepsinin kaynağı 2 Ekim 2006 yılında açılışı yapılan, Bahariye Caddesi’nin üzerindeki Kırtasiyeci Sokak’ta yer alan Müjdat Gezen Tiyatrosu’nun binası. O tiyatro salonu da artık ortada yok, lakin bahsettiğim sahneyle orayı karıştırmamak gerekiyor.
Bir kuşağın anılarının gömüldüğü sahne stadyumun inşaatı sırasında yıkılan MSM Oyuncuları Sahnesi’ydi.
Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nun hemen bitişiğindeki Birleşik Fenerbahçeliler Derneği’nin alt katında yer alıyordu, dernek tarafından Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin kullanımına verilmişti.
MSM Oyuncuları Sahnesi sadece sahneden de ibaret edildi, fuayesi, önündeki bahçe ve mevcut kafeterya ile birlikte tiyatronun konuşulduğu bir alan olmuştu. Aynı zamanda tiyatro öğrencileri arasında mesleğe adım atmak, kendini sınamak ve tiyatro fikirlerini seyirciyle buluşturmak gibi önemli bir işlev görüyordu. Hatta mezuniyet törenlerimiz orada yapılıyordu.
Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin altın yıllarıydı, bu sözüme birçok kişinin alınacağını biliyorum ama benim için öyleydi, Engin Alkan Oyunculuk, Tuncer Cücenoğlu ise Yazarlık Yaratıcılık Bölüm Başkanlarıydı. MSM Oyuncuları’nın genel sanat yönetmenliğini de Engin Alkan yapıyordu. Engin Hoca o yıllarda Yedi Numara adlı dizideki Vahit Emmi karakteriyle herkes tarafından tanınır bir oyuncu haline gelmiş ve elindeki imkanları, bilgisi ve deneyimlerini etrafındaki genç meslektaşlarıyla paylaşıyor ve MSM Oyuncuları Sahnesi’ne arka arkaya oyunlar koyuyordu.
Benim sahneyle olan ilişkim sadece MSM’deki öğrenciliğimden ibaret değildi. Öğrencilik yıllarında yazdığım Don Quijote’nin Yeni Maceraları isimli oyunu Engin Alkan’a götürmüştüm. Bu oyun daha sonra yayımlanan Don Quijote’nin Üçüncü Cildi isimli romanımın da temelini oluşturacaktı. O dönemde Oyunculuk ve Yazarlık bölümü arasında bir köprü kurulması, yazarlık öğrencilerinin yazdığı oyunların oyunculuk bölümü öğrencileri tarafından sahnelenmesi ve böylelikle okulun bir üretim merkezine dönüştürülmesi gibi bir fikir vardı.
Oyunu Engin Hoca ile paylaşmıştım, oyun sahnelenmese de ben bir sonraki oyunda, Carson McCullers’ın Küskün Kahvenin Türküsü adlı romanından uyarlanacak müzikalde onunla birlikte çalışma şansı elde etmiştim; hem de tam askere gitmeye karar verdiğim bir dönemde.
Küskün Müzikal, sahnelenemedi, proje ertelendi, hatta Engin Alkan bu oyunu 2013 yılında başka bir ekiple sahneye koydu. Oyunun ertelenmesiyle birlikte o sırada provaları devam eden Şebnem Sönmez’in yönettiği Akad’ın Yayı adlı oyuna transfer oldum.
MSM Oyuncuları o dönem içinde benim anımsadığım kadarıyla Vişne Bahçesi, Oz Büyücüsü, Yalancı, Antigone’yi oynadı. Bu oyunlarda Ahu Türkpençe, Ayfer Dinçer, Aykut Taşkın, Cem Cücenoğlu, Dilşad Bozyiğit, Enis Arıkan, Ezgi Mola, İlker Ayrık, Mustafa Üstündağ, Orhan Eşkin, Özlem Türkad, Serdar Orçin, Şebnem Bozoklu gibi bugün önemli işlere imza atmış isimler rol almıştı.
Öğrenciliği ve mesleğinin ilk yıllarını MSM Oyuncuları ile sahnede geçirmiş olan Aykut Taşkın o dönemi şöyle anlatıyor: “MSM Oyuncuları, bizim için ikinci bir okuldu. Engin Alkan'ın yönetiminde tiyatronun mutfağını orada öğrendik. Daha sonra bayrağı biz öğrenciler devraldık. Carlo Goldoni'nin Yalancı oyununu birlikte uyarlayıp sahneye taşıdık. Zamanla MSM Oyuncuları kapandı ama tiyatro kapanmadı. Logosuyla beraber Pervasız Tiyatro'ya dönüştü. MSM Oyuncuları kapandıktan sonra geriye kalan ne varsa benim için birer hatıraya dönüştü. Kapı numarasından afişlerine, broşürlerinden fotoğraflarına kadar pek çok şeyi hâlâ saklıyorum. Çünkü orası bugün yaptığım tiyatronun temellerinin attı. Bu yüzden MSM Oyuncuları’nın bende bıraktığı yer, her zaman bambaşka olacak.”
“Yazı Kitabevi’ne giderken bir gün bile ‘Arkadaşlarımı bulabilecek miyim?’ diye endişe etmedim, bütün arkadaşlarımın orada olacağını biliyordum,” diye söze başlıyor Şair Gökçenur Ç ve devam ediyor. “Hepimiz her salı orada olacağımızı bilirdik, bu şiirle olan ilişkimizde bir kutup yıldızı gibiydi. Her hafta ne yapıp edip yeni şiir kitapları okumak y ...
Şimdiki kadar olmasa da doksanların sonlarında İstanbul’da öğrenci olmak zordu. Bir yandan okul, bir yandan Kadıköy’ün cazibesi ve bir yanda da geçim sıkıntı. Bu yüzden de birçok yaşıtım okuldan kalan zamanda dönemin popüler mekanlarında garsonluk yapıyordu. 2000 senesinde parasızlık iyice boğazımızı sıkmaya başladığında garsonluk mesleğine adım ...
1997 yılının Ekim ‘inde aylık kitap ve eleştiri dergisi Virgül yayın hayatına başlamıştı. Edebiyata, okumaya ve yazmaya hevesli bir genç olarak dergiyi hemen almış ve Çorlu’dan Lüleburgaz’a yaptığım bir otobüs yolculuğunda didik didik etmiştim. Hatta dergiyi o kadar çok sevmiştim ki bir gün Virgül’de yazılarımın yayımlandığını hayal etmeye başlamış ...
10 Haziran 1993 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde daha önce benzeri olmayan, garip ve şaşırtıcı bir ilan yer alıyordu. “Necati Tosuner bir yayımcı arıyor” yazıyordu ilanın başlığında. TRT Öykü Başarı Ödülü, Türk Dil Kurumu Roman Ödülü, Haldun Taner Öykü Ödülü, Sait Faik Armağanı gibi Türkiye’nin en önemli edebiyat ödüllerinin sahibi olan Necati Tosu ...
Birçoğumuzun pandemi kelimesinin anlamını henüz bilmediği dönemlerde, eylül ayının sonlarına doğru, Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin eski ve yeni hocaları arasında bir telefon trafiği başlardı. Herkes okul idaresi tarafından tek tek aranır, buluşmanın günü ve saati fısıldanırdı. O telefon sesi, aslında sonbaharın ve dökülen yaprakların değil, yeniden ...
Sigara dumanı, acı bir arabesk ve beşik gibi sallayan yırtık koltuklarıyla Topkapı Otogarı’na girerdi 302’ler… Firmalar yeni otobüsleri uzun yolculuklar için kullanır, Trakya’nın şehir ve kasabalarına ise gözden düşmüş araçlar gidip gelirdi. O sebeple de her zaman biraz zahmetliydi İstanbul’a ulaşmak. Ama yine de çocukluk hayallerimde büyük bir yer ...