Caferağa Mahallesi’nde yer alan Dr. İhsan Ünlüer Sokak, Moda’nın kalabalık ve cıvıltılı atmosferine bir tezat oluşturur. Telaşın terk edildiği, adımların yavaş atıldığı, kesiştiği sokakların kalabalıklarına yabancıdır. Rüzgâr, hemen yanı başındaki denizden taze iyot kokusu taşırken kediler daha da bir sokulur insanın ayaklarına.
Sokağa girenler, ilk konakta yaşayan, 1990 yılında kaybettiğimizi yazar, hekim ve asker Dr. İhsan Ünlüer’i rahatsız etmemek için seslerini azaltırlar. Çalışan bir yazarı rahatsız etmek elbette günahtır. Şimdilerde kitaplarının baskısı olmasa da bir dönemin önemli mizah yazarlarından biri olan Ünlüer’in daktilosunun sesi hala yankılanır sokağın bir kenarında, evde yapılan bir entelektüel tartışma sokak lambasının bir köşesine asılı kalmıştır.
Lakin tarihler 19 Mayıs 2019 gününü gösterdiğinde, bu sokağın alışılmış sakinliği, geçici bir süre için, çok geçerli bir sebeple bozuluverdi.
Bilenler bilir, bu sokağın içinde dolaşan eski kitap kokusunun müsebbibi Zebercet Sahaf’tır. 2010 yılında Suat Köknel tarafından açılmıştır. Reklam metni yazarlığından emekli olan Köknel, hem kendine yeni bir uğraş olarak hem de bir yan gelir olarak seçmiştir sahaflığı. Tabii o zamanlar hal böyle değildi, sahaflık her ne kadar romantik kitapseverlerin uğraşı gibi dursa da en azından makul bir gelir getiriyordu.
2019 yılında edebiyat Kadıköy’den uzaklaşmaya başlamıştı. Kitap Günleri, Haydarpaşa’da başlayan kazı çalışmaları nedeniyle yapılmıyor, kitabevleri ıssızlaşıyor ve yazarla okurun buluştuğu alanlar azalıyordu. Bunu kendine dert edinen bir grup Kadıköylü yazar harekete geçti ve Türkiye’de ilk defa bir sokak yazarlar tarafından kapatıldı. Trafiğin akışı kesildi, masalar kuruldu ve imza günleri başladı.
Sadece Kadıköy’ün değil İstanbul’un entelektüel derinliği bir anda sokağa akmaya başladı. Vecdi Çıracıoğlu, Zeynep Sayın ve Zebercet Sahaf tarafından organize edilen “Edebi İmzalar Festivali”; kabul ediyorum isim çok kötüydü. Belli ki bir masada hızlıca planlanma yapılırken isim üzerine çok kafa yorulmamıştı, ama etkinlikte kimler yoktu ki… Bugün aramızda olmayan Mario Levi, Mıgırdiç Margosyan, Salih Bolat belki de son kez böyle bir etkinliğe katılıyorlardı. Yıllarca asistanlığını yaptığım Sevin Okyay ile uzun zaman sonra ilk defa yan yana kitap imzalıyorduk. Zafer Doruk oğlu Taner Cindoruk ile birlikte, ama ayrı masalardaydı. Altay Öktem, Murat Uyurkulak, Figen Şakacı, Jaklin Çelik, hep birlikte okurlarla sohbet ederken uzun zamandır görüşmemiş arkadaşlar Dr. İhsan Ünlüer’in refakatinde yeniden buluşmanın keyfini çıkarıyordu.
16.00’da başlayıp üç saat planlanan etkinlik elbette daha uzun sürdü, hatta başka mekanlarda, başka masalarda devam etti. Her yıl yapılması ve isminin değiştirilmesi yönünde kararlar verilse de ağza çalınmış bir parmak bal olarak kaldı; devamı gelmedi. Zaten Kadıköy’ün dönüşümü esnasında bir daha böyle bir okur ve yazar buluşmasının, hem de bağımsız bir biçimde gerçekleştirilmesinin imkanı da kalmamıştı.
Sokağa kitap kokusunu taşıyan Zebercet Sahaf da artık eskisi gibi değil. Kitap satışının düşmesi, okurların azalması, yeni ve popüler kitapların satışlarıyla desteklenmeyen sahafları epey zor durumda bırakmıştı. Kadıköy’e ruhunu katan sahaflar yavaş yavaş kapanırken Zebercet Sahaf da biçim değiştirdi, kitabın yanına bir kafeterya ekledi.
Malum sebeplere bir de kira artışı eklenince 16 yıllık sahafta kitapların bir kısmı depoya kaldırıldı ve onların yerine yiyecek ve içecek eklendi. Vakti zamanında eski kitaplar sahafların geçimini sağlarken şimdi sahaflar dükkanlarını ayakta tutmak için yeni yöntemlere başvurmak zorunda kalıyor ne yazık ki…
Şükrü Saracoğlu Stadyumu’nun Migros Tribün altında bir tiyatro salonunun gömülü olduğunu biliyor musunuz? Ya da orada bir tiyatro salonu olduğunu hatırlar mısınız? O tiyatro salonunun yıkıntıları arasında birçok arkadaşımla birlikte benim de anılarım gömülü. Profesyonelliğe yeni adım atmış gençlerin heyecanı, mesleğinin ilk yıllarını yaşayan ...
“Yazı Kitabevi’ne giderken bir gün bile ‘Arkadaşlarımı bulabilecek miyim?’ diye endişe etmedim, bütün arkadaşlarımın orada olacağını biliyordum,” diye söze başlıyor Şair Gökçenur Ç ve devam ediyor. “Hepimiz her salı orada olacağımızı bilirdik, bu şiirle olan ilişkimizde bir kutup yıldızı gibiydi. Her hafta ne yapıp edip yeni şiir kitapları okumak y ...
Şimdiki kadar olmasa da doksanların sonlarında İstanbul’da öğrenci olmak zordu. Bir yandan okul, bir yandan Kadıköy’ün cazibesi ve bir yanda da geçim sıkıntı. Bu yüzden de birçok yaşıtım okuldan kalan zamanda dönemin popüler mekanlarında garsonluk yapıyordu. 2000 senesinde parasızlık iyice boğazımızı sıkmaya başladığında garsonluk mesleğine adım ...
1997 yılının Ekim ‘inde aylık kitap ve eleştiri dergisi Virgül yayın hayatına başlamıştı. Edebiyata, okumaya ve yazmaya hevesli bir genç olarak dergiyi hemen almış ve Çorlu’dan Lüleburgaz’a yaptığım bir otobüs yolculuğunda didik didik etmiştim. Hatta dergiyi o kadar çok sevmiştim ki bir gün Virgül’de yazılarımın yayımlandığını hayal etmeye başlamış ...
10 Haziran 1993 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde daha önce benzeri olmayan, garip ve şaşırtıcı bir ilan yer alıyordu. “Necati Tosuner bir yayımcı arıyor” yazıyordu ilanın başlığında. TRT Öykü Başarı Ödülü, Türk Dil Kurumu Roman Ödülü, Haldun Taner Öykü Ödülü, Sait Faik Armağanı gibi Türkiye’nin en önemli edebiyat ödüllerinin sahibi olan Necati Tosu ...
Birçoğumuzun pandemi kelimesinin anlamını henüz bilmediği dönemlerde, eylül ayının sonlarına doğru, Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin eski ve yeni hocaları arasında bir telefon trafiği başlardı. Herkes okul idaresi tarafından tek tek aranır, buluşmanın günü ve saati fısıldanırdı. O telefon sesi, aslında sonbaharın ve dökülen yaprakların değil, yeniden ...
Sigara dumanı, acı bir arabesk ve beşik gibi sallayan yırtık koltuklarıyla Topkapı Otogarı’na girerdi 302’ler… Firmalar yeni otobüsleri uzun yolculuklar için kullanır, Trakya’nın şehir ve kasabalarına ise gözden düşmüş araçlar gidip gelirdi. O sebeple de her zaman biraz zahmetliydi İstanbul’a ulaşmak. Ama yine de çocukluk hayallerimde büyük bir yer ...