Kadıköy’de iz bırakan bir Alman ve Bostancı’da Huguenin köşkü

29 Nisan 2022 - 09:00

Anadolu yakasında ilk tren yolu hattı, Abdülaziz döneminde Haydarpaşa ile Pendik arasında inşa edildi ve 1872 yılında açıldı. Önce Gebze’ye, sonra İzmit’e uzatıldı. Zaman içinde Ankara’ya kadar gitmesi planlanırken anlaşma bozulunca, Bağdat Demiryolu hattının inşası için Almanlarla yeni bir anlaşma yapıldı. 

Demiryolu çalışmaya başladıktan sonra Haydarpaşa’da hareketli bir liman oluşur. İlk başta burada ayrı ayrı yapılar dizisi liman işlevinin gereklerini karşılarken 1909 senesinde Haydarpaşa Garı inşa edilmiştir. İşte Haydarpaşa Garı’nın ilk Genel Müdürü meşhur Mösyö Huguenin idi. 1908 ile 1917 yılları arasında görev yapmıştır. Sultan Abdülhamit kendisine paşa ünvanını vermiştir. Son derece hırslı ve tuttuğunu koparan biri olduğu anlatılır. Dr. Gavriel’in ifadesine göre 1890 yılında genel müdürlük özel sekreterliğinde göreve geldikten sonra “amirlerinin ayaklarına karpuz kabuğu koyarak birer birer yerlerine geçer” ve 1908’de nihayet genel müdür olmayı başarır. 

Edouard Huguenin, zaman içinde Kadıköy’de birçok kentsel gelişmeyi mümkün kılan yönetici olarak yerini güçlendirmiş ve nam salmıştır. Refik Halid Karay, Anadolu yakasının mamurluğunu Edouard Huguenin’e borçlu olduğunu, özellikle Suadiye ve çevresinin, Huguenin’in çok düzenli işlettiği vapur seferleri ve trenlerle oluşup geliştiğini söyler. Maltepe ile Büyükada arasında da vapur seferleri başlatarak ada yolcuğunu kolaylaştırmıştır.

Anadolu Demiryolları Şirketi Genel Müdürü Mösyö Huguenin, kısa boylu sayılabilecek, tıknazca, kara sakallı ve melon şapkalı, her zaman siyah ceket ve çizgili pantolon giyen biri. Emrinde çalışanları korkuyla titretir, karşısında el pençe divan durmalarına sebep olur. Sultan Abdülhamit ve dönemin devlet yöneticileriyle çok yakın ilişkiler kurmuştur. O kadar ki, devrin nüfuzlu bir paşasına verdiği tavsiyelerle borsadan servet kazandırır. Kendisi de işçilikten yetişmiş bir kimse olmasına karşın epeyi varlıklı imiş. Ayrıca görevdeki diğer umum müdürleri 45 Osmanlı Lirası aylık alırken Huguenin’in maaşı 300 Osmanlı Lirası olarak geçiyor. Bostancı’da 1903 senesinde şahane bir yalı köşkü yaptırdığı da bilinir. Trene binerek banliyö hattıyla yalısına gider, her sabah yine trenle işine gelirmiş. Bodrum kat üstüne iki tam katlı, Alman üslubunda bir yapıdır. Bostancı’daki yazlık yapılırken inşaat için tren vagonlarıyla malzeme taşınmış. Özel işleri için kullanırken trenleri, başkalarından talep edilen ödemelerden kendisini muaf tuttuğu da anlaşılıyor. Anadolu yakasının imarına önemli katkılarda bulunmuş bu insanın adı ve yaptığı işler hiç anılmazken kendisinin iş görme yöntemleriyle ilgili detayların kaynaklara geçmesi dönemle ilgili ortamı açıklaması bakımından değerlidir.

Edouard Huguenin, Bostancı’daki evin 13 dönümlük arsasını Ermeni sahibinden satın aldığında üzerinde Jezvit tarikatına ait birkaç yüz yıllık bir manastır yer alıyor. Daha doğrusu harap olmuş manastırdan geriye kalan birkaç oda… Papazlar ülkeyi çoktan terk etmiş, manastır işlemeyi çokta bırakmış. O yıllarda Kadıköy’ün altyapı hizmetleri yeni yeni sağlanmaya çalışılıyordu ve bahçelerde kuyu açmak gibi yöntemler daha uzun yıllar devam etmiştir. Huguenin de evini inşa ettirirken altına sarnıç yaptırmış ve bahçeye jeneratör koydurmayı unutmamış. Görevi bitip İstanbul’dan ayrılana kadar muhtemelen yazları burada yaşamıştır çünkü Taksim’de Atatürk Kültür Merkezi yerinde bulunan meşhur konak, kendisinin kışlık konutu idi. Ayrılırken köşkü Gürcistanlı Borkar ve eşi Madam Tamara’ya satar. Yapının Tamara Köşkü adıyla tanınmasının sebebi de budur.  

Huguenin’in evi, mucize mi dersiniz ne dersiniz, günümüzde Bostancı kıyılarında, denize yakın mesafede büyükçe bir bahçede varlığını sürdürüyor. 13 dönümlük alan içinde yetişen ağaçlar nedeniyle 1975 yılında sit alanı ilan edilmiş. Ancak köşk perişan halde, yıkıldı yıkılacak. 1980’li yıllarda binanın yanında yer alan gazinonun kulisi olarak kullanılmış. Sanatçılar program aralarında Huguenin’in “kaşane”sinde kıyafet değiştiriyorlarmış. Yıllar içinde sahil yolu yapıldı, Bostancı, sayfiye özelliğini kaybederek şehrin kalabalık merkezlerinden birine dönüştü. Gazinolar kapandı. Mösyö Huguenin’in kagir köşkü tüm bunları gördü. Her şeye rağmen, bahçesiyle birlikte onlarca katlı bir plazaya feda edilmekten şimdilik korunmuş görünüyor. Önemli bir tarihi ve kültürel mirastır. Hak ettiği değer verilerek topluma kazandırılması gerekir. 

Yazarın Diğer Yazıları

Kadıköy’ün Alman cemaati

Kadıköy’de Almanların varlığı daha çok Bağdat Demiryolu hattının ve Haydarpaşa Garı’nın inşası döneminde bilinir ancak Cumhuriyet döneminde de çok sayıda Alman Moda’ya gelip yerleşmiştir. 1930’lu yıllarda yeni kurulan Cumhuriyetin gereklerinden biri olarak bir üniversite reformu yapılması için girişimlerde bulunuldu. Aynı yıllarda Hitler hükümetini ...

Bir anının çağrıştırdıkları

Küçücük bir anı aklımdan çıkmayıp bana bu yazıyı yazdıran. 19. yüzyılın son çeyreğinde özellikle Abdülhamit devrinde paşaların satın aldıkları arazilere yaptırdıkları köşk ve konaklarla Kadıköy, Bostancı’ya kadar son derece hareketli ve renkli bir sayfiyeye dönüştü. Ancak köşkler ve konaklar sadece sayfiye değil, yaz kış oturulan daimi aile konu ...

Kadıköy’de Sultan V. Murat’ın sarayı

Kuyubaşı’nda günümüzde Marmara Üniversitesi yerleşkesinin bulunduğu yerde eskiden V. Murat Köşkü vardı. Burası biraz yüksekçe bir tepe üzerinde bomboş bir araziydi. Kuyubaşı’ndan Göztepe’ye doğru baktığınızda ufukta büyükçe bir ağaç kümesi arasında V. Murat’ın köşkünü seçebilirdiniz. Etrafı yüksek duvarlarla çevriliydi. O vakitler yoldan bakılınca ...

Göztepe'nin unutulmuş kuruluşu

Göztepe adının gözetlemekten geldiği söylenir. Bizans devrinde Çiftehavuzlar ile Caddebostan sahil şeridinin en yüksek noktası olan günümüzün Göztepe’sinde imparatorların Anadolu’ya çıkmadan önce dinlendikleri veya seferden dönerken gemileriyle şehre girmeden önce konakladıkları bir av köşkü anlatılır. 1329’da yapılan Osmanlı-Bizans antlaşmasına gö ...

Yılbaşı, Noel ve aralık sonunun kerameti

Son yıllarda yılbaşı kutlayanlar, bir Hristiyan kutlaması yapıldığını iddia edenlere, yılbaşı ile Noelin farklı şeyler olduğunu anlatmaya çalışıyor. 24 Aralık’ta Noeli kutlamak bir dini bayram olmaktan öteye Batı’da herkesin hoşuna giden bir gelenek ve keyif. Hz. İsa’nın doğum günü olarak ifade edilir. Halbuki Hz. İsa’nın doğum gününü bilen yok ger ...

Yeldeğirmeni’nde Fransızlar ve Almanlar

Yeldeğirmeni’nde 19. yüzyıla ait eğitim yapıları mimari çevreyi zenginleştiriyor ve bu kentsel biçimlenmede Fransız misyonerleriyle Almanların çekişmelerinin epeyi katkısı var. 19. yüzyılda Katolik misyonerler, Yeldeğirmeni’nde kayda değer bir nüfus yaratmazlar. Ancak her kesimden ve milletten bölge halkına verdikleri sağlık ve eğitim hizmetleriyle ...

Feneryolu’nda bir konak

Gazi Ahmet Muhtar Paşa, Abdülhamit döneminde ordunun isim yapmış kumandanlarındandı. Konağın yolunda Feneryolu İstasyonu’na giderken köprünün yokuşunu tırmanınca ötede çift kanatlı demir bir kapı varmış. Şimdi elbette yok. Kapıdan girince yol devam ediyor, iki yanında kestane ağaçları. Yan tarafta bir oda var ki buna Fener Odası derlermiş. Rafların ...

Kadıköy’de kaybolup gitmiş Katolik Ermeni ve İtalyan okulları

Yıllar önce Moda’da bir okul için araştırma yaparken bir bakkala girip sokakta okulun yerini sormuş, bakkaldan, “Burada öyle bir okul yok, hiç olmadı, olsa ben bilirdim, uzun yıllardır buradayız biz”, yanıtını almıştım. Dönüp sokağın ismini gösterdim: Mektep Sokak. Okuldan sadece sokağın adı kalmıştı fakat bakkal bir kere olsun bu sokak niçin Mekte ...

Yoğurtçu Parkı

Kurbağalıdere’nin Kalamış’ta denize döküldüğü sahilin, çok eskiden Hasanpaşa’ya yaklaşan daha içerlek bir kıyı çizgisiyle bir haliç oluşturduğu tahmin edilir. Vadinin alçak kesimleri İncirlibostan’a kadar suyla kaplıyken, zaman içinde alüvyonla dolmuş. Ayrıca derenin, denize kavuştuğu noktada Yoğurtçu Deresi adıyla da anıldığı zamanlar var. Günümüz ...

Fenerbahçe Tren İstasyonu

22 Eylül 1872 tarihinden itibaren Feneryolu Tren İstasyonu’ndan başlayıp TCDD tesislerinin bahçesinde biten bir tren yolu hattı, Fenerbahçe’ye yolcu taşıyordu. Darca bir dekovil hattı çapında hizmet verdiği de söylenir fakat fazlası olduğu anlaşılıyor. Fenerbahçe, deniz kenarı mesiresi olmasının yanı sıra, düzenli bahçeler içinde serpilmiş, birkaç ...

Haydarpaşa Çayırı ile yitip gidenler

Rivayete göre Sokrat antik dönemde günümüzdeki Koşuyolu ile Acıbadem arasında kalan bölgenin, Halkedonluların hipodromu olduğunu yazmış. Sokrat bunu gerçekten yazdı mı bilmiyoruz ama antik dönemde burada at yarışları ve binicilik sporlarının yapıldığı anlaşılıyor. Koşuyolu, bir hipodromun izlerini çağırıştıran biçimlenmesiyle bunu destekler nitelik ...

Kızıltoprak’ın hikâyesinden bir kesit

Kadıköy Bizans devrinde de imparatorluğun sayfiyesiydi. Kızıltoprak o zamanlar bağ bahçe içinde bir mesire imiş. Zareta Çeşmesi’nde büyücek bir havuzun içinde küçük timsahlar besledikleri anlatılır. Strabon’un şehirde bulunduğunu söylediği timsahlar acaba bunlar mıydı diyeceğim ama arada en az 300 yıl var. İşte o timsahlı havuzun olduğu yere yüzler ...

Moda’da Dame de Sion Okulu ve yer altı tünelleri

Osmanlı döneminde özellikle kapitülasyonlardan sonra her milletten insan gelip yazları Moda’da oturmaya başladı. İngilizler, Fransızlar, Avusturyalılar, İtalyanlar ve hatta Ruslar vardı. Bu aileler, Kadıköy’ün diğer yerlerinde yaşayan yerli halktan farklıydı; yaşam tarzları, giyimleri, konuştukları dil değişik ve Avrupai idi. Moda adı bundan mı, yo ...

Kasımpatılı ev, kumlu bağlar ve apartmanlar

Eskiden çarşıdan gelen asfalt kaplı ana cadde, yılların boş vermişliğiyle kanalizasyona dönmüş dereyi aşan köprüyü geçerek düz devam eder, camiye varınca ikiye ayrılırdı. Bir kolu aşağıya, sahile uzanır, diğeri ise yukarıya, tren yoluna kavuşurdu. Büyücek bir çay bahçesi vardı tren yolunun yakınında. Çay bahçesinin hemen arkasında da anneannemin, g ...

Kadıköy’ün ilk köşkünden son fıstık çamına

Kadıköy’ün ara sokaklarında alçak katlı bir apartman daha yıkılıp yerine 35 katlı binalar dikildikçe, mahallenin son kalan fıstık çamı da kesildikçe Kadıköy ahalisinin canı yanıyor. Kadıköy’ün o sayfiye hali, yaz kış çınaraltı püfürtüsüne karşı oturuyormuşuz hissi ne zaman gitti bizden ve ne zamandır üstünü ince bir tabaka plaza çimentosu örtmüş ma ...

Kadıköy’de buluşma vakti

Salgının ilk başladığı zamanlarda İtalya’da istisnasız herkesin ev hapsinde olduğu günlerde bir video düşmüştü sosyal medyaya. Gecenin karanlığında biri, pencerenin gerisinden boş sokağa arya okuyor, diğer evlerin açık pencerelerinden sesler ona katılıyordu. Çünkü insan sosyal bir varlık. Kadıköy de İstanbul’da her dönem bir buluşma yeri olmuştu ...

ARŞİV