Göklerden gelen kararlar ve zaferlerin ahlaki ikilemleri

21 Ağustos 2026 - 09:00

Ana akım sinema, Batı merkezli siyasetin güncel itibar krizi söz konusu olduğunda geçmişin zaferlerini tekrar tekrar onurlandırmayı seviyor. İkinci Dünya Savaşı dramaları bunun beyaz perdedeki en kullanışlı araçları oldu her zaman. 14 Ağustos’ta vizyona giren “Fırtınadan Önce” (Pressure) de artık neredeyse kendi başına bir türü temsil eden bu filmlerin perdedeki en yeni örneği. Bu temada çekilmiş filmler için kabaca bir dönemleştirme yaptığınızda anlatıların meydan muharebesi epiklerinden giderek cephe arkası kahramanlıklarına taşındığını görürsünüz.

Klasik anlatıların senaryo kurgusu son yıllarda hayatta kalarak evine dönen ya da cephede türlü fedakârlıklar yapan “vatansever” bir askerin maceralarından çok, istihbarat zaferlerine, bilim insanlarının savaşların gidişatını etkileyen başarılarına ve liderlerin psikolojik arka planlarına yüzünü döndü.

Oscar ödüllü Brendan Fraser ve Andrew Scott’ın başrollerini paylaştığı “Fırtınadan Önce”, 1944’teki meşhur D-Day’i (Normandiya Çıkarması) merkezine alıyor. Cephe gerisi hikâyelerinden biri olarak film, Türkçeleştirilen başlığının da hakkını veriyor ve Müttefik Kuvvetler’in göklerden gelmesini beklediği bir kararla ilgileniyor: Meteorolojik tahmin.

Scott’ın canlandırdığı Baş Meteorolog Doktor Stagg’in, D-Day’in planlanması için orduda hava tahminlerini raporlayan grupta görevlendirilmesiyle başlayan hikâyenin ana gerilimi, askerî politikalar ile bilim arasındaki çatışma üzerine kurulmuş. Film, Winston Churchill’in “deha” olarak tanımladığı Stagg’i ketum, asosyal ve uyumsuz bir bilim insanı olarak çiziyor. 

Benzer bir karakter yazımı 2023’ün Christopher Nolan imzalı “Oppenheimer”ında da vardı; bilimsel olgularla siyaset arasındaki ahlaki ikilemde sıkışan ketum bir karakterin izole dünyasıyla dış dünya arasındaki ilişkiye yakından bakıyordu film. Fakat “Fırtınadan Önce”de Stagg’in bu portresi hikâyeyi zenginleştiren bir senaryo hamlesinden çok, General Eisenhower ve Müttefik Kuvvetler’in komutanlarıyla arasındaki çatışmayı mümkün kılan basit bir formül olarak kalıyor.

Komutanlar askeri riskleri bertaraf etmek ve kendi pozisyonlarında ısrar etmek isterken Stagg bilimi savunuyor. Ancak bu çatışma ne ahlaki ikilemleri ne savaşın kendisini ne de anlatı boyunca karşılaşılan diğer engelleri derinleştirmeye yarıyor. Filmdeki her engel kısa sürede çözülüyor; nihayetinde Eisenhower, tüm tereddütlerine ve risklere rağmen Stagg’in uyarılarını dikkate alıyor. Böylece film, benzer temalara sahip kendinden önceki yapımların başarısının ekmeğini, onların yarattığı ahlaki ve dramatik gerilimi yeterince kurmadan bölüşmeye talip oluyor.

Üstelik filmin hikâyesi, Eisenhower’ın John F. Kennedy’nin D-Day’i nasıl kazandıkları sorusuna verdiği ve sonradan efsaneleşen “Almanların bizim kadar iyi meteorologları yoktu” yanıtından türetilmiş gibi görünüyor. Eisenhower’ın bu zaferin ardından kazandığı popülaritenin onu daha sonra ABD başkanlığına taşıdığını da hatırlamak gerek.

“Fırtınadan Önce” bu haliyle seyirciye farklı sinemasal vaatler fısıldayan konusunun hakkını vermekten uzak. Klasik bir “izle, eğlen, tüket” filmi olmaktan öteye gidemese de hafta sonu için seyirci dostu bir vizyon alternatifi olarak değerlendirilebilir.

Yazarın Diğer Yazıları

The Non-Actor: “Önce kuşların sesi kaybolur”

Kısa filmler neredeyse seyir deneyiminin dışına atılmış, onu tutkuyla sahiplenen küçük grupların “gurme zevkleri” kabilinden kendilerine biçilen role razı edilmiş gibiler. Oysa sinemanın bir sanat disiplini olarak ifade gücüne dair uzun metraj hikayelerin ıskaladığı pek çok keşfe kısa filmler alan açıyor son yıllarda. Ana akım platformların pek ...

‘Barajdan Sızanlar’: Araziden Belleğe Sessizin Payı

Özne yer değiştirdiğinde tarihin vuku bulduğu topografyanın anlamı da bakışla beraber yer değiştirebilir mi? Klasik tarih yazımının, sömürgeciliğin ya da “temsilin” hegemonik imajları etrafında örülen anlatılar mekânın başka türden hakikatlerini örtmenin araçlarına dönüşmüşse, o mekânların hikâyesi gerçekten kime aittir ? Bu soruların etrafında ses ...

Cemal Karaburçak’ın tuvalinde alacakaranlığın renkleri

Kendi deyimiyle fırçayı eline ilk kez aldığı 1930’dan itibaren artistik büyüme hikayesini, döneminin figüratif sanat normlarını reddederek kendi yolunu çizmeye adamış bir “otodidakt” olarak inşa eden İhsan Cemal Karaburçak’ın 1970’e kadar verdiği eserlerini bir araya getiren “Bir Renk Ressamı” sergisi, Beyoğlu’nda bulunan Casa Botter’de ziyarete aç ...

The Drama: Romantik enkazın estetiği

Romantik drama türünün sinemadaki geleneksel temsilinin son 10-15 yılda tamamen yön değiştirdiği yeni bir anlatı biçimi giderek yerleşiyor. Aşkın ve sevginin koşulsuz olduğu fakat araya engellerin girdiği; çatışmanın dışarda kurulup iki kişinin arasına sızdığı, o çatışma çözüldüğü anda bir ömür sürecek bir mutluluk idealinin ya da yarım kalmış gerç ...

Muğlak sınırlardan dirençli imajlara

Küratörlüğünü Derya Yücel’in üstlendiği, Türkiye ve İsveç’ten 11 sanatçının eserlerini bir araya getiren “Dünyanın Sarsak Muğlaklığı” sergisi, çağdaş sanatın farklı disiplinlerine ev sahipliği yapan önemli mekanlardan KASA Galeri’de ziyaretçilerini ağırlıyor. “Dünyanın Sarsak Muğlaklığı”, göç ve yerinden edilme deneyimi etrafında insan bedeni ve ...

Mektup zarflarında Bedri Rahmi’nin izini sürmek

İstanbul’un en önemli tarihi yapılarından biri olan, geçtiğimiz yıllarda İBB Miras’ın restorasyon ve işlevlendirme çalışmasıyla bir sergi ve etkinlik mekânı olarak şehrin kültür sanat hayatına kazandırılan İstiklal Caddesi üzerindeki Casa Botter Apartmanı’nda ressam ve şair Bedri Rahmi Eyüboğlu anısına açılan özel bir sergi 29 Ocak’ta ziyaretçileri ...

Kadınlar, travmalar, ejderhalar

Critic’s Choice ve Altın Küre ile açılan ödül sezonu, Oscar adaylarının da açıklanmasıyla birlikte sinema meraklılarının yıl boyunca takip edeceği gündemin haritasını aşağı yukarı belirledi. Fakat Hollywood’un ana akım tartışmaları büyük ölçüde yönlendirdiği bir atmosferde, geçen yıl prömiyerleri sırasında bağımsız film seyircisinin radarına giren ...

Tavan arasında unutulmuş Medusa için bir mızrak

Geride bıraktığımız yılın son günlerinde demir alan ve yeni yılın ilk günlerinde açık sulardaki seyrini sürdüren “Öylesine Bir Sevgili”, Aslı Tohumcu’nun İletişim Yayınları etiketiyle okurla buluşan yeni romanı. Roman, kadınlık tecrübesine ait sözü, bir güçlenme deneyimi olarak masal karakterlerinin tanıklığına bırakıyor. Türkçe’nin sözlü gelene ...

ARŞİV