The Non-Actor: “Önce kuşların sesi kaybolur”

24 Temmuz 2026 - 09:00

Kısa filmler neredeyse seyir deneyiminin dışına atılmış, onu tutkuyla sahiplenen küçük grupların “gurme zevkleri” kabilinden kendilerine biçilen role razı edilmiş gibiler. Oysa sinemanın bir sanat disiplini olarak ifade gücüne dair uzun metraj hikayelerin ıskaladığı pek çok keşfe kısa filmler alan açıyor son yıllarda.

Ana akım platformların pek yüz vermediği bazı iyi kısalara Mubi seçkilerinde rastlamak mümkün. Platformda gösterime giren son keşfim Eliza Barry Callahan imzalı “The Non-Actor” oldu. Film, fragmanında dahi vaatlerini fısıldıyor seyircisine. 

Sinema, edebiyat uyarlamalarını pek sever malum. Bu film de yönetmen Callahan’ın “The Hearing Test” (İşitme Testi) adıyla yayımlanan otobiyografik romanından uyarlanmış. Ancak sözcükleri görüntüye tercüme ederken iki bağlamın anlam kurma araçları nedeniyle yaşanan kaçınılmaz kayıpların; yani bir nevi “lost in translation” (çeviriye kurban gitmek) durumunun üstesinden gelmek de genelde her yönetmenin harcı değildir. Callahan kendi romanını filme tercüme etme işini bizzat üstlendiğinden belki de, kitabın meselesini sesin ve görüntünün imkanlarıyla anlatmayı başarıyor. Üstelik edebi niteliğinden pek kayıp vermeden anlam dünyasını bir başka medyum olan sinemada bana kalırsa sıfırdan inşa ediyor. 

The Non-Actor, ani işitme kaybıyla başa çıkmaya çalışan genç sanatçı Elliot'ın (Victoria Pedretti) işitme testi için New York’tan Los Angeles’a gelişi ve burada hâlâ irtibatta olduğu eski sevgilisini ziyareti etrafında şekillenen olay örgüsünü takip ediyor. 

Elliot, eski partnerinin ani iş seyahati nedeniyle başka bir şehre gitmesi gerekince onun  yeni kız arkadaşının (Maya Hawke) evinde misafir ediliyor. Bu misafirlik iki kadın arasında beklenmedik bir yakınlığın da vesilesi oluyor. Fakat film ilişkilerin biçimleri ve dönüşümleriyle değil, Elliot’un bir süre sonra tamamen kaybedeceğini bildiği duyma yetisini yavaş yavaş uğurlamasıyla ilgileniyor. Yas literatüründe de yeri olan “beklenen kayba hazırlık” (anticipatory grief) evresi de diyebiliriz bu hikaye için. 

İnsanın bir duyusunu ya da uzvunu kaybetmesinin; hayatın olağan akışını ve alışkanlıkları sekteye uğratan her kaybın bir yas deneyimi olduğunu çok basit, gündelik sesler ve görüntülerle örüyor film. 

Öyle ki, yönetmen tam anlamıyla bir örgü metodu kullanıyor; başkarakterin işitme kaybının nasıl ilerleyeceğini anlamak için aynı dertten muzdarip kişilerin yazıştığı bir internet forumunda okuduklarını, onun anlatıcı sesiyle her planda duyuruyor seyircisine. Elliot’un nesnelerle ve kişilerle, ilerleyen işitme kaybı nedeniyle yeniden şekillenen ilişkisini, korkularını ve umutlarını bu forumda aktarılan deneyimlerle örtüşecek imgeler ve repliklerle birlikte örüyor. Yasın farklı yüzlerini bir duyunun kaybını merkezine alarak anlatıyor. 

The Non-Actor’de, sağırlaşanların kaçınılmaz felaketten önceki tahliye planı gibi iş gören bu internet forumu, filmin de manifestosunu yazıyor: “Kayıp bir süreçtir, aç kapa düğmesi yoktur. Bol şans!” notu ya da Elliot’u bir anda insanlarla değişecek ilişkiler yetmezmiş gibi diğer canlılarla olan iletişim biçiminin de baştan aşağı değişeceği bilgisiyle yüzleştiren, “önce kuşların sesi kayboluyor” notu, bugün hâlâ duyabildiklerini kayıt altına almaya, bu hafıza envanteriyle sağır hayatını bir nevi sigorta altına almaya ikna ediyor. 

Öte yandan eksikle baş etme meselesi üzerinde de kasten patinaj çekiyor film; kaybı yalnızca keder hali olarak değil, eksikliğin içinde yeniden anlam kurarken yaşadığımız bir adaptasyon zorluğu olarak da tanımamız için başka kapılar açıyor anlatının içinden. İki kadının bir araya gelişine vesile olan “eski sevgilinin” adının sık sık duyulması ancak kendisinin filmdeki yokluğu bile Elliot’un bu çok katmanlı kayıplarının arasında geziniyor. 

Değişimlere uyum sağlamakta zorlandığından söz eden karakterin, “sevmediğim şeylerin değişmesi bile hoşuma gitmez, eksikliğini çekerim” dediği anın “sessizliğe kavuşunca nihayet hayatımda sabit olan bir şeye kavuşacağım; değişmeyen bir şeye…” repliğiyle bağlanması rastgele bir akışın parçası değil elbette. Her diyaloğun senaryoya sadakatle hizmet ettiği filmde yönetmen, ikili arasındaki tüm konuşmalarda seyircinin de hayatında boşluklara sıkı sıkıya tutunan hayaletlere ve değişimin içinde anlam kurmanın zorluğuna temas ediyor.

“The Non- Actor”, seyirciyi veda etme hikayesine yalnızca diyaloglarla çekmiyor. Film boyunca tüm sesleri Elliot’un işittiği haliyle duymamızı sağlayarak da bizi ortak ediyor. Anlatıya sinemanın fiziksel unsurlarından birini etkili şekilde kullanarak yeni katmanlar ekliyor. 

Yasın dinamik doğasına, insan olmanın değişmeye yazgılı tüm acı ve güzelliklerine dair 18 dakikalık görsel ve işitsel bir mesai yapmak isteyen herkes için bu aralar izlenebilecek kısa ve keskin bir seçenek. 

Yazarın Diğer Yazıları

‘Barajdan Sızanlar’: Araziden Belleğe Sessizin Payı

Özne yer değiştirdiğinde tarihin vuku bulduğu topografyanın anlamı da bakışla beraber yer değiştirebilir mi? Klasik tarih yazımının, sömürgeciliğin ya da “temsilin” hegemonik imajları etrafında örülen anlatılar mekânın başka türden hakikatlerini örtmenin araçlarına dönüşmüşse, o mekânların hikâyesi gerçekten kime aittir ? Bu soruların etrafında ses ...

Cemal Karaburçak’ın tuvalinde alacakaranlığın renkleri

Kendi deyimiyle fırçayı eline ilk kez aldığı 1930’dan itibaren artistik büyüme hikayesini, döneminin figüratif sanat normlarını reddederek kendi yolunu çizmeye adamış bir “otodidakt” olarak inşa eden İhsan Cemal Karaburçak’ın 1970’e kadar verdiği eserlerini bir araya getiren “Bir Renk Ressamı” sergisi, Beyoğlu’nda bulunan Casa Botter’de ziyarete aç ...

The Drama: Romantik enkazın estetiği

Romantik drama türünün sinemadaki geleneksel temsilinin son 10-15 yılda tamamen yön değiştirdiği yeni bir anlatı biçimi giderek yerleşiyor. Aşkın ve sevginin koşulsuz olduğu fakat araya engellerin girdiği; çatışmanın dışarda kurulup iki kişinin arasına sızdığı, o çatışma çözüldüğü anda bir ömür sürecek bir mutluluk idealinin ya da yarım kalmış gerç ...

Muğlak sınırlardan dirençli imajlara

Küratörlüğünü Derya Yücel’in üstlendiği, Türkiye ve İsveç’ten 11 sanatçının eserlerini bir araya getiren “Dünyanın Sarsak Muğlaklığı” sergisi, çağdaş sanatın farklı disiplinlerine ev sahipliği yapan önemli mekanlardan KASA Galeri’de ziyaretçilerini ağırlıyor. “Dünyanın Sarsak Muğlaklığı”, göç ve yerinden edilme deneyimi etrafında insan bedeni ve ...

Mektup zarflarında Bedri Rahmi’nin izini sürmek

İstanbul’un en önemli tarihi yapılarından biri olan, geçtiğimiz yıllarda İBB Miras’ın restorasyon ve işlevlendirme çalışmasıyla bir sergi ve etkinlik mekânı olarak şehrin kültür sanat hayatına kazandırılan İstiklal Caddesi üzerindeki Casa Botter Apartmanı’nda ressam ve şair Bedri Rahmi Eyüboğlu anısına açılan özel bir sergi 29 Ocak’ta ziyaretçileri ...

Kadınlar, travmalar, ejderhalar

Critic’s Choice ve Altın Küre ile açılan ödül sezonu, Oscar adaylarının da açıklanmasıyla birlikte sinema meraklılarının yıl boyunca takip edeceği gündemin haritasını aşağı yukarı belirledi. Fakat Hollywood’un ana akım tartışmaları büyük ölçüde yönlendirdiği bir atmosferde, geçen yıl prömiyerleri sırasında bağımsız film seyircisinin radarına giren ...

Tavan arasında unutulmuş Medusa için bir mızrak

Geride bıraktığımız yılın son günlerinde demir alan ve yeni yılın ilk günlerinde açık sulardaki seyrini sürdüren “Öylesine Bir Sevgili”, Aslı Tohumcu’nun İletişim Yayınları etiketiyle okurla buluşan yeni romanı. Roman, kadınlık tecrübesine ait sözü, bir güçlenme deneyimi olarak masal karakterlerinin tanıklığına bırakıyor. Türkçe’nin sözlü gelene ...

ARŞİV