Hayata belli bir mesafeden bakmak

22 Temmuz 2022 - 01:27

Uzatılan bayram tatili vesilesiyle İstanbul’dan ayrılanlarla azalan nüfus, geride kalanlara aynı cümleyi büyük bir zevkle kurdurdu: “İstanbul rahatladı, yollar bomboş”. Gitgide artan nüfus sokaklarda rahatça/özgürce yürümemizi engellediği, huzursuz ettiği için bu cümlenin geçici mutluluğunu tüm İstanbullularla paylaştığımı belirtmek isterim. -Aynısını pandemi kısıtlamaları zamanı boş Kadıköy sokaklarında yürürken de hissediyordum-. Nefes almak için yürüyüşe çıktığımız sahillerde bile nefessiz kaldığımız, aylak aylak dolaşmaya hak tanımayan kalabalıktan, kaostan sakin bir yere kaçmaya çalışırken İstanbul’u yaşamayı ıskalayıp sadece İstanbul’da yaşar hâle geldik. Bir de üstüne dünyanın en özel şehirlerinden İstanbul’un belleğinde onarılmaz hasarlar bırakan politikalar, şehrin müthiş tarihinin üzerinde tepinirken altta kalanın izine şansımız varsa anca arşivlerde rastlıyoruz. Cumhuriyet dönemi İstanbul’unu şu sıralar “Memento İstanbul: Hristoff Aile Arşivi” sergisi sayesinde izleyebiliyoruz. Geçtiğimiz mart ayında Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık’ta kapılarını açan sergi bir ailenin olduğu kadar İstanbul’un da tarihine mercek tutan; üç nesil sanatçı bir aile olan Hristoff ailesinin kıymetli arşivinden derlenen fotoğraflar, resimler, kişisel eşyalar ve objelerden oluşuyor. Bu müthiş arşivin temelleri Cumhuriyet’in ilk yıllarının sanat ortamının tam merkezinde yer alan Peter Dimiter Hristoff’un 1920-30’lu yıllarda çektiği İstanbul’u belgeleyen fotoğraflarıyla atılıyor. Arşiv ilerleyen yıllarda oğlu Dimiter ve torunu Peter tarafından da devam ettiriliyor. Bugün bu belgeleme ve arşivcilik bize geçmiş zaman İstanbul’unun nasıl göründüğüne dair kısmen bir fikir oluşturma şansı veriyor. Yapı Kredi Kültür Sanat’ın Galatasaray’daki binasının 2. ve 3. katlarına yayılan sergide ilk katta arşiv malzemeleri eşliğinde Hristoff ailesinin hikâyesi ve sanatçı dostlarının – ki bu dostlar Aliye Berger, Ali Sami Boyar, İbrahim Çallı, Hayri Çizel, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Zeki Faik İzer, Zeki Kocamemi ve Şerif Renkgörür – eserleri bulunuyor, ikinci katta ise Peter Hristoff’un İstanbul’dan ilham alarak ürettiği işler yer alıyor. Geçmiş ile bugün arasında bağ kurmanın en mümkün olduğu, İstanbul için her dönem önemli olan İstiklal Caddesi’nde yer alan bu sergi önümüzdeki günlerde bir performansa da ev sahipliği yapacak. Hatırlamak, şehir deneyimi ve arşivcilik üzerine önemli bir pencere açan sergi kapsamında 4-5-6 Ağustos’ta Çıplak Ayaklar Kumpanyası’nın sergiden yola çıkarak hazırladığı “İstanbul’da herkes nasıl?” isimli performansı sergilenecek. Kumpanyanın dansçıları kendi deneyimlerinden yola çıkarak Bulgar kökenli üç kuşak sanatçı ailenin kentle kurdukları bağ arasında “İstanbullu olmak” üzerinden diyalog kuracak ve “İstanbullu olma"yı anlamanın yollarını arayacak. İzleyicinin belleğinde kıpırtılar yaratan “Memento İstanbul: Hristoff Aile Arşivi” sergisini 7 Ağustos’a kadar ziyaret edebilir, sergi kapsamında gerçekleşecek “İstanbul’da herkes nasıl?” isimli performansı bilet alarak 4-5-6 Ağustos tarihlerinde saat 19.30’da Yapı Kredi Kültür Sanat’ın Galatasaray’daki binasının, serginin de bulunduğu 2. katında izleyebilirsiniz. Yaşadığımız ülkeyle, şehirle ilgili deneyimlerimizi seyahat ettiğimiz yerlerdeki deneyimlerimizle karşılaştırır ve ne yaşadığımızın bazen o anda farkına varırız. Mesela hızlı yaşamaya alışık İstanbulluları pek çok yer yavaşlığıyla çileden çıkartır. Maalesef bu deneyim karşılaştırmalarına artık pek fırsatımız olmuyor. Dünyayı gezmenin; pandemi zamanı imkânsız hâle geldiği, sonrasında da döviz kuru karşısında vitaminsiz kalışımızla “imkânı” olanlara bırakıldığı şu dönemde oturduğumuz yerde istediğimiz şehre gitmeye, istediğimiz sokakları gezmeye olanak sağlayan tek platform Google Street View oldu. Çağımızın zaman ve mekân makinesinin dijital tiyatro deneyiminde kullanılabileceği aklınıza gelir miydi hiç? Google.org hibe desteği, INOGAR Kooperatifi ve Tiyatro Kooperatifi iş birliği ile Sahne 2.0 Dijital Kültür Güçlendirme Programı kapsamında geliştirilen “Istanbul to London” başlıklı dijital oyun, pandeminin ardından kendine yeni alanlar arayan tiyatroya bir alternatif sundu. İlk kez 23 Haziran’da Sahne 2.0 YouTube kanalında canlı olarak yayımlanan, çağdaş bir örnek olarak karşımıza çıkan oyun, izleyicisini kaydedilmiş görüntülere değil canlı olarak İstanbul’dan Londra’ya Google Street View üzerinden yapılan yolculuğa ortak etti. Sınırlar, aidiyet, mülkiyet, göç gibi başlıklara değinen oyun kendine yeni, güvenli ve mutlu bir hayat arayışı içindeki Burcu’nun yolculuğunu anlattı. Yaklaşık 45 dakika süren oyunda izleyiciler yeni bir ülkede yaşamayı hayal eden karakterle birlikte İstanbul, Sofya, Budapeşte, Berlin, Rotterdam ve Londra sokaklarında dolaşıp, anlatıcının zihninden geçenleri bir monolog olarak takip ettiler. Ömer Kaçar’ın yazdığı, proje tasarımını Yeşim Gürsucu ile birlikte yaptığı “Istanbul to London” oyununun performansını Burcu Halaçoğlu gerçekleştirdi. Projenin geliştirilme aşamasında Evren Bingöl, Mert Fırat, Ferdi Çetin, Noyan Ayturan, Ayşe Sedef Ayter ve Ayça Birkan’ın katkıları bulunuyor. Klasik anlamda tiyatronun yerini tutmasını beklemediğim gibi –ki dijital sahneler pandeminin hemen ardından terk edildi- yeni keşif ve deneyim alanlarının üretilmesi heyecan verici.

 

Tiyatrolar yoğun bir sezonun ardından dinlenmeye çekildi, yeni sezon hazırlıklarına başladı ve bazıları kapalı mekânlardan açık hava sahnelerine taşındı. Selamiçeşme Özgürlük Parkı geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi yine pek çok farklı ekibi açık hava sahnelerinde izleyiciyle buluşturuyor. Sezonda kaçırdıysanız listenize bu oyunları eklemeyi unutmayın:

 

İlk olarak Yolcu Tiyatro’nun tüm sezon kapalı gişe oynayan oyunu Gomidas, 22 Temmuz akşamı Selamiçeşme Özgürlük Park’ı Amfi Tiyatro sahnesine geliyor. Gomidas; Osmanlı döneminde yaşamış, sanatçı, müzisyen ve müzik araştırmacısı Gomidas Vartabed’in hayat hikâyesini, 1915’te Ermeni aydınlarla birlikte İstanbul’dan sürülüşünü kendi ağzından anlatıyor. Bu hikâyeye ayrıca Lusavoriç Korosu eşlik ediyor. Ahmet Sami Özbudak’ın yazıp yönettiği, Fehmi Karaaslan’ın hayat verdiği Gomidas’ı bu kadar yakınımıza gelmişken kaçırmayın. 

 

Kadıköy Boa Sahne’nin bu sezon öne çıkmayı başaran oyunlarından biri olan Misket’i 29 Temmuz akşamı Selamiçeşme Özgürlük Parkı Amfi Tiyatro sahnesinde izleyebilirsiniz. Turgay Korkmaz’ın yazdığı ve Orkuncan İzan ile oynadığı, Kayhan Berkin’in yönettiği oyun Ersin’le Deniz’in gökkuşağı altında sevgiyle, dostlukla birlikte büyümelerinin “zor” hikâyesini misket havasıyla anlatıyor.  

1 Ağustos akşamı Selamiçeşme Özgürlük Parkı Tepe Sahne’de Pınar Güntürkün’ün kendine hayran bırakan performansıyla hayat bulan Herkes Kocama Benziyor oyunu izleyiciyle buluşacak. Alis Çalışkan’ın yazdığı, Hakan Emre Ünal’ın  yönettiği, sahnelendiği ilk günden beri izleyicinin yalnız bırakmadığı oyun, pavyonda tuvaletçilik yapan Ayten’in hikâyesine ortak ediyor. Siz de henüz Ayten ile tanışmadıysanız bu fırsatı kaçırmayın.

 

Son olarak geçtiğimiz sezonun sonuna doğru izleyici karşısına çıksa da metniyle, rejisiyle, oyunculuklarıyla dikkatleri üzerine çeken Medea’ya Göre Ahlak, 27 Ağustos akşamı Selamiçeşme Özgürlük Parkı Tepe Sahne’de oynanacak. Athena Farrokhzad’ın yazdığı, Yeşim Özsoy’un yönettiği oyunda Medea’ya Şenay Gürler, Ahlak’a ise Özgün Çoban hayat veriyor. Medea mitinin yeniden ve çağdaş bir bakış açısıyla ele alındığı bu oyunu yeni sezonu beklemek istemeyenler kaçırmasın. 


 

Yazarın Diğer Yazıları

Kişisel tarihimiz bir hafıza oyunu

Geçtiğimiz yılın sonbaharına girerken açılmaların da belirsizliğiyle “Her şey nasıl olacak?” sorusu etrafında dolanıp duruyorduk. Uzun bir süre pandemiyle ilgili endişeler, neler olacaklar, öngörüler, gelecek kaygıları ile başlayan cümleler kurduk, bir de baktık ki olanlar oldu, adına “normal” dediğimiz durumun içinde bulduk yine kendimizi. Bulduğu ...

Dramadan geriye kalanlar

M.Ö. 5. yüzyıldan beri en tartışmalı, en karanlık ve hep karanlıktaki karakterlerden biri olan Medea’nın son yıllardaki güncel yorumları bu karaktere farklı perspektiflerden, kimi zaman güncel bir olaydan kimi zaman evrensel meselelerden yaklaşmamızı sağlıyor. İlk olarak Simon Stone tarafından gerçek bir olaydan yola çıkılarak güncel bir uyarlamayl ...

Hayatı savunma biçimleri

Tercih ettiğimiz en kısa ve bizi hedefe ulaştıracak, bildiğimiz yoldan gittiğimizde keşifle, tecrübeyle, deneyimle, yeni ile tanışmayla aramıza mesafe koyarız. Kendimizi konfor alanı içinde tutmaya çalışırken güvende hissettiğimiz bu alanda sıkışıp kalırız. Bu sıkışıklığın kendi döngüsünde yaşarken de mevcut sorunları görmek, başka bir yolun bize d ...

Bir an sonsuza kadar sürer mi?

“Keder zalim bir eğitim. Yas tutmanın ne kadar kaba, ne kadar öfke dolu olabileceğini öğreniyorsunuz kederliyken.” diyor Chimamanda Ngozi Adichie, babasının ani kaybının ardından kaleme aldığı Keder Üzerine* adlı kitabında. Çağdaş dünya edebiyatının öne çıkan isimlerinden biri olan Chimamanda Ngozi Adichie, bu kitapta babasına hayran küçük bir kız ...

Etkileşime açık bir monolog

[email protected] Hayattaki ilk ve en şansa dâhil olduğumuz sosyal grup, içine doğduğumuz ailelerimizdir. O kadar şansadır ki doğal yollarla atandığımız bu grupta mutlu bir aile fotoğrafı için poz verirken de aynı objektife bakamayacak mutsuzluktaki kişilerden biriyken de bulabiliriz kendimizi. Bu yapıyla kurduğumuz kontrolümüz dışı organik b ...

Bitişik nizam yaşamlar

Apartmanın sahne olduğu her hikâye memleketin bir kopyasını çıkartır bizde. Görevlisinden daire sakinlerine, yönetiminden düzen arayışına küçük bir model oluşturur. Her apartman kendi içinde heterojen sosyal bir grup barındırır. Bu grubun uyumluluğunda ciddi sorunlar yaşanabileceği için kimi söylenen kimi söylenmeden bilinen kurallarla uyumda ve sü ...

Bu yokuş koşmakla aşılmıyor…

[email protected] Yılın son günlerinde tatlı tatlı yüklenen yeni yıl heyecanıydı, beklentisiydi, dileğiydi bu yıl rutinden düştü. Her şeyin çok hızlı değiştiği ama değişimin bizim lehimize -ya da büyük bir çoğunluğun lehine diyelim- olmadığı bir anlar birliğiyle vardığımız yıl sonu maalesef yeni yıla dair hiçbir iyi beklentimizin kalmamasıyla ...

Varım diyebilmek ve sakındığımız yumruklar

[email protected] Yaşamaya, yaşıyorum demeye, yaşamın anlamına dair sayısız metin dökülür önümüze. “Kişinin yaşamının anlamı zayıftır, kırılgandır; dökülüp gitmeye hazırdır: kişi onu, sürekli beslemezse, korumazsa, bütünlüklü tutmazsa, kayıp gidiverir parmaklarının arasından.” der Oruç Aruoba,olmayalı(Metis Yayınları, 6. Basım, 2020) kitabınd ...

Dünyanın bir yerinde…

[email protected] Kendisinden bir miktar umutlu olduğumuz 2021’i tüketmemize yaklaşık iki ay kaldı. Bitmeyen pandemisiyle, üzerimize çöken ekonomisiyle,yüksek frekanstaki değişiminden ötürü her an yeni bir haber bildirimi düşüren gündemiyleher birimizin çetin birer mücadeleci olduğu şu yılı da bitirsek bir şekilde… Ancak her şeye rağmen üretm ...

Rağmen olan şeylerin ağırlığı

“Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?” Bu, kendini en çok bilen insan için bile zor bir sorudur. Bir ve birden çok “Ben” içinden en doğru “Ben’i”, doğru ifadelerle sunmak gerekir. Kimsin, kendini neler üzerinden tanımlarsın, nedir arzuların, nedir bu hayattan beklentilerin, yolculuğunda bu “Ben’e” neler şekil verdi, en sevdiğin renk bile ya ...

Bir hikâyeyi anlatılmaya değer kılmak

Değişen mevsimin önümüze düşen yapraklarla kendini belli etmeye başladığı, görüntüye ince bir kahverengi ton çekilerek romantik sözler sarf edildiği, omuzlara ince bir ceket attırarak yazın uçarılığını artık geride bırakmamız gerektiğini sezdiren, “yeni” ya da “yeniden” bir şeylere başlandığı hissini veren, övmelere doyamadığımız güzide ayımız eylü ...

Ve bir orman gibi…

Yayın akışımız yine tek bir an bile iyi hissetmeye imkân vermiyor. Ülkemizin her noktasından takibi ve idraki güç felaket haberleri birbiri üstüne biniyor. Yaşananlar karşısında yapılan açıklamalar ve reva görülen uygulamalarla da her günü ayrı güçlükte bir sabır testiyle geçiyoruz. Açık, berrak bir zihinle düşünmek mümkün değil, anlam vermek mümkü ...

Biz ve bir araya gelme ihtimallerimiz…

Yazın gelişiyle bünyeye yüklenen, mevsimsel ve dürtüsel açıdan hafifleyip rahatlama hâli; kısıtlamalardaki çözülmelerle birlikte, açık hava imkânlarımızı arttırdı. Bu imkânlar dâhilinde sosyal hayatımızı da bir nebze olsun doyurmaya başlayacağımız günlerin yakınlığını hissettiren gelişmeler yaşanıyor. Geçtiğimiz pazartesi akşamı Kadıköy Emek Tiyatr ...

Şimdiki zamanı tüketiyoruz…

Yazın gelişiyle beraber yayınlarda İstanbul’un eski plajlarının nostaljisi yapılır. Hepimiz İstanbul’un eski yaz günlerine, artık olmayan bu yerlere hüzünle bakarız. Bizden birkaç on yıl önce doğmuş kişilerin, yaşadığımız bu semtin plajlarında denize girdiği günlere dair anıları vardır, ah’lar eşliğinde anlatırlar. O günlerden bugünlere, içinde ter ...

Dünyayı dışarıda bırakabiliyor muyuz?

Sıkıştık! Her yanı sorunlu bir çarkın içinde sıkıştık! Çıkamıyoruz, çıkabilecek miyiz bilmiyoruz. Her gün birbirinin aynı, sabit kaygılara ansızın bir yenisi ekleniyor, “yaşa göre tahminen aşı sırası bize ne zaman gelir?” hesaplamaları tutmuyor, sıkça güncellenen kapa-aç uygulamalarına akıl sır erdirilemiyor, her an bir yakınımız daha virüs tarafın ...

Dağınık bir senfoni

Geçtiğimiz hafta umudun yüzünün karardığı, oldukça buruk bir 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kutlandı bu ülkede. Tiyatrolar, tam bir yıldır kapalı. Tiyatro emekçileri işsiz. Tiyatrolar, salonlarını tıklım tıklım dolduramıyor, kapıları tamamen kapanmasın diye direniyor; dişe dokunmayan desteklerle değil türlü çareler arayarak devam etmeye çalışıyor, zor ...

Mesafeyi koruyoruz, yakın duruyoruz

Haberlerini korku dolu gözlerle takip ederek başladığımız ve bu uzun misafirliğiyle bizleri fazlasıyla usandıran pandemimiz ülkemizde görülüp, manen ve maddeten bir buhrana sürükleyişinin birinci yılını tamamlamak üzere. Yaşanmış günlerin kıymetini iyice bildiğimiz şu süreç, tüm yaşanmamışlığına rağmen bir zahmet geçip gitse, yenisiyle, revizesiyle ...

Hayat nasıl devam ediyor-du?

Wilhelm Schmid, “mutluluk diktatörlüğü” altındaki insanın, mutsuzluğu da kucaklamasından yana tavır alır “Mutsuz Olmak”* kitabında. Sistem tarafından bize zorunlu kılınan ve hatta pazarlanan mutluluğa fazlaca anlam yüklendiğini söyler. Mutluluk önemlidir ama insan hayatında başarısızlık ve mutsuzluk da vardır. Mesela aynı günün şartlarında hayata t ...

Biz bu filmi dublörsüz çektik

Kış ortasında bitmeyen bir bahar havası eşliğinde bize kapısını açan 2021 ile ilgili umutlarımız hâlâ mevcutken, “gelenin gideni aratmadığı” bir yıl dileklerinin üzerinde dumanı tüterken, olayın yıllarla değil bizlerle alakalı olduğu gerçeği güpegündüz ortadayken, kaldığımız yerden herkese merhaba! Geçen yılın muhasebesini yaptık; yeni yıl dilek ...

“Terk Edilmiş Kıyılar”da “Olağan-İçi Bir Gezi”nti İhtimali

Yılın kapsamlı raporlarının çıkarıldığı, “bu yılın en”lerinin konuşulduğu, doya doya yaşayamadığımız günlerin hatrının kaldığı, “ay koca sene nasıl da geçti” “bit artık 2020” seslerinin yükseldiği yılın son günleri de geldi nihayet. Ama ne seneydi değil mi? Oldukça zorluydu. “Bize göre normal”in çoğu parçasını kaybettik, geri dönsünler istedik, onl ...

İyi olma gayretindeyiz

“Nasılsın?” sorusuna uzunca bir zamandır gerçeği yansıtmayan “iyiyim” cevabını vermek yerine “iyi diyelim, iyi olsun” ya da “iyi değilim ama iyi olma gayretindeyim” cevabını vermeyi tercih ediyorum ki karşımdakinden de aynı minvalde cevaplar alıyorum. Çünkü ağzımızın tadı bozulalı sahiden çok zaman oldu ve yerine de getirecek pek bir şey başımıza g ...

Bizim kronik mahrumiyetlerimiz

Hayatı çok bölümlü bir oyun gibi düşünürsek şu an geçmekte epey bizi zorlayan bir bölüme denk geldik. Bu bölüm bizim tratejilerimizden ve deneyimlerimizden daha kuvvetli. Nihayetinde oyunun kurallarına da boyun eğdik. Öyle ki rutinlerimizden mahrum kalmayı kanıksadık, normalimize yeni şekiller verdik. Özgürce yollarda yürümeyi, seyahat etmeyi, en s ...

“Büyük”lük hakkında ne biliyorsunuz?

Bir araya gelmek artık içinde birtakım tedirginlikler barındırıyor. Oysa ki yalnızlıklarımız bile ne kadar kalabalıkmış düşünsenize. Sistemin yok saydığı, işgal ettiği özel alanlarımız bize kalınca onunla ne yapacağımızı şaşırdık. Birbirimize ne kadar yakın olduğumuzu bundan mahrum kalınca gördük. Kalabalığın bir parçası olmanın normal zamanlarda d ...

Özgürlüğü tartışmaya açalım

[email protected] Hayata kaldığı yerden, endişe, şüphe, ekstra hijyen ve maske ekleyerek devam etmeye çalışıyoruz. Her şeye rağmen 2020’yi geri kalan birkaç ayının paçasından tutarak da hayata döndürme gayretimiz var, bu yılı eksik ve kırık göndermeyeceğimize inancımız tam görünüyor. Şöyle ki karantina günlerinin sona ermesiyle “kademeli kade ...

“Sanat bizim coşkulu protestomuz”*

[email protected] Bir düşünelim! Kültür sanat kurumlarının birbirine komşu olduğu caddeleri, bir tiyatronun açıldığı mahalleye kattığı değeri, insanları bir araya getirme gücünü... Bugün İstanbul’da kaç tane alışveriş merkezleri içine hapsolmayan, kapısı sokağa açılan bağımsız sinemamız kaldı, kaç tane tiyatro sahnemiz var böyle, peki ya kons ...

Artık eskisi kadar yakın olamayız…

[email protected] Geçirdiğimiz günleri, hangi duygularla ifade edersiniz? Endişe, çaresizlik, can sıkıntısı, bekleyiş, belirsizlik benim ilk aklıma gelenler. Hele ki belirsizlik bugün “yeni normal” adı verilen hayata hızlı dönüş harekâtı ile daha da perçinlenmiş vaziyette. Vaka sayılarının ilk günlerden daha çok olduğu bugün, hayat –zaman zam ...

Eve dönmek istiyorum!

[email protected] Kaybedilen zaman algısı, sıkışılan mekân içindeki sancılar, normale dönme isteği, belirsiz bir gelecek… Kaygılar, başladığı ve bittiği yer belli olmayan günler geçerken, baharı yavaştan uğurlayıp yaza tedirgin bir giriş yaptığımız bu süreçte varoluşsal kıvranmaların sebebi. İki ay önceye kadar belli amaçlarla parçalara bölün ...

Sıradan eylemlerin kıymeti

Günlük yaşamımıza övgüler düzdüğümüz günlerden geçiyoruz. Dünya tarihinde defalarca karşı karşıya kalınan salgınlardan sonra, 2020 yılında böylesi bir salgının da bize denk geleceğini tahmin edemezdik - her ne kadar sayısız badireye şahit olmuş olsak da-. Şimdilerimiz endişeli bir bekleyiş içinde akıp giderken, evde kalmak ve virüsten korunmaya ...

Duygusuzlukla nasıl savaşılır?

Hayatınızda çok önemli bir yere sahip olan, çok sevdiğiniz biri, özellikle de hayatı paylaştığınız kişi artık yaşamak istemediğini söylese ne hissederdiniz, nasıl karşılardınız bunu? Eminim sağduyuyu, metaneti bir kenara bırakır çılgına dönerdiniz. Çünkü bu karar her ne kadar kişisel bir karar olsa da etkileyeceği başka hayatlar da vardır. Sevdiğin ...

“Bir daha karşılaşır mıyız bu zindanı efsunda?”

Begüm Kakı [email protected] İstanbul; imparatorlukların gelip geçerken zenginlikleriyle süslediği, büyüsüne sayfalarca metinlerin yazıldığı, yolu geçenlerin aklını ve gönlünü bıraktığı, her sokağında farklı bir hikâye saklayan efsunlu şehrimiz. Tabii ki şöyle de diyebiliriz: İstanbul; üzerinde yaşayanların kıymetini bilmediği, her gün dah ...

Metnin dışında kalanlar, yıkıp yeniden kuranlar

[email protected] Anda kalmak, anı yaşamak günümüz dünyasında artık ne kadar emek isteyen bir eylem değil mi? Zaman hızla akıp geçiyor, durup biraz dinlenmeye bile fırsat kalmıyor. Günler, haftalar, aylar göz açıp kapayana kadar geçmiş oluyor. 2010’ları geride bıraktığımız 2020’lerin içine doğru adımladığımız günlerdeyiz; geriye dönüp baktığı ...

ARŞİV