Ne güzel şey hatırlamak…

14 Ekim 2022 - 09:00

Marc Augé; “Unutmak, toplum için olduğu kadar birey için de bir zorunluluktur. İçinde bulunulan zamanın, şu anın ve bekleyişin tadına varmak için unutmayı bilmek gerekir; ancak unutmak bellek için de bir ihtiyaçtır: Uzak geçmişe ulaşabilmek için yakın geçmişi unutmak gerekir.” diyor Unutma Biçimleri (çev.: Mehmet Sert, YKY, Mart 2022) kitabında. Unutmak konusunda eline su dökülmeyecek toplumlardanız. Her şeye hızlı adapte olup, her şeyi çabuk unutuyoruz. Yakıcı, yıkıcı olaylara çoğu zaman olması gerektiği kadar bile tepki göstermeyip, hafızamızda yer vermeyip, ders almıyoruz. Bu konuyu açmamın sebebi İstanbul’da durmaksızın devam eden dönüşüm meselesi ve kentsel hafızamızın tahribatı hatta kaybı. Burada doğal bir değişim ve dönüşümden bahsetmiyorum. İstanbul gibi uzun yıllardır agresif bir dönüşüme maruz kalan kentte, burada yaşayanlar için her yer hatıralar müzesi zaten. Geçmişimizin bir parçası olan pek çok yer, hatta “İstanbul” bugün bildiğimiz gibi değil, bazen dün gibi bile değil. “Bir zamanlar”ı bize hatırlatan kent arşivleri bu noktada kayba uğramış hafızamıza geçmişi, kaybettiklerini hatırlamasında yardımcı oluyor. Geçtiğimiz günlerde, Filmekimi vesilesiyle İKSV Albümleri’nde bir zamanların film, bilet kuyruklarına ait fotoğraflar paylaşıldı. Mazi kalbimizdeki yaraları sızlattı tabii. İstanbul’un sinema salonları için yoklama yapılsa çoğu için “yok” diyebiliriz. Emek sineması, Rexx sineması yakın zamanda yanlarına Beyoğlu sineması da eklendi ve daha fazlası. Sosyal hayatımızın birer parçası hâline gelen, bireysel ve toplumsal hafızamızda önemli yerleri olan çoğu mekân artık yok. Geçmişi değersizleştirip, değerli olanın “yeni yapılan” olduğuna dair egemen düşünce yapısı kendimizi gerçekleştirdiğimiz yaşam alanlarımızın üzerine çöküyor. Gittikçe köksüz bağsız hâle getirilen bizler de elimizde kalanları parmak hesabıyla sayıyoruz.

Bir yandan da daha ciddi bir kaybımız var, Dünya. İklim krizi en büyük tehdit, sürdürülebilirlik, ekoloji konuları önemli gündemler. “Herkesin bir hikâyesi olmalı” diyerek bize dünya dertlerini kişisel dertlere katarak anlatan Kumbaracı50’nin yeni oyunu Tek Kullanımlık Hikâye de temeline iklim krizini alan üretimlerden. Bir terastan dünyaya açılan Tek Kullanımlık Hikâye bireysel çabalarla dünyayı ve aynı zamanda mahalleyi kurtarmak, kayıplarla mücadele etmek, unutmak, hatırlamak, mevcut hayatı sürdürülebilir kılmak, kendini gerçekleştirmek gibi “hayati” dertleri olan üç kişinin hikâyesiyle tanıştırıyor. Volkan Çıkıntoğlu’nun kaleme aldığı, Gülhan Kadim’in yönetmenliğini üstlendiği oyunda Melih, Cevdet ve Orhan’a İsmail Sağır, Murat Kapu ve Meriç Rakalar hayat veriyor. Karakterlerin isimlerinden şiirsel tınıyı hissettiğinizi düşünüyorum. Oyunun en ciddi meselesi sadece iklim kriziyle elden giden dünya değil kentsel dönüşüme kurban gidecek bir mahalle de var. Bu krizlere bir de bireysel dertler ekleniyor, sonra görün curcunayı. Kurumsal hayattan şair olmaya, sosyal hayattan aile hayatına, dünyadan yaşanılan mahalleye pek çok başlıkla zengin ve kalabalık bir metne sahip oyun. Hikâyenin akışı araya giren talihsizlikler ve farklı dinamiklerle ivme kazanıyor. Bu noktada belirtmeliyim ki oyundan iklim krizine ve toplumsal meselelere dair derinlik beklentisi olmamalı, beklentiyi daha çok arkasına sığındığımız bahanelere, bakış açılarımıza eleştirel bir yaklaşım bazında tutmalıyız. Ciddi çevre politikalarıyla büyük ölçekte alınması gereken önlemler yerine plastik pipet kullanmaktan kaçınmaya çalıştığımız gibi. Metnin zenginliği, rejinin yerinde tercihleri ve yetenekli oyuncuların bir araya gelmesi Tek Kullanımlık Hikâye’yi sezonun öne çıkanları arasına yerleştiriyor. İsmail Sağır, Murat Kapu ve Meriç Rakalar’ın karakterleriyle ve birbirleriyle uyumu oyunu yukarı taşıyor özellikle. Üç ana karaktere ve ani geçişlerle ana giren yan karakterlere hakkıyla hayat veriyorlar. Bugün İstanbul’un kaybolan mahallelerinden, hepimiz kadar -hatta bazılarımız gibi daha çok- dünyayı dert edinen “sıradan” insanların hikâyesini anlatan Tek Kullanımlık Hikâye’yi 27 ve 28 Ekim ile 11, 23 ve 30 Kasım tarihlerinde Kumbaracı50’de izleyebilirsiniz. 

Bizim olana sahip çıkmanın ve bireysel bütünlüğümüze karşı olanla savaşmanın zorluğuna dair bir başka oyuna gelelim. Geçtiğimiz hafta prömiyerini yapan “Birileri” projesinin ilk oyunu Özgürlük Üçlemesi: Öykü, Onur, Ferda’nın da meselesini insanın en temel hakları oluşturuyor. Proje tasarımını ve yönetmenliğini İlyas Özçakır'ın yaptığı “Birileri”nde, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nden yola çıkılarak 30 farklı yazarın kaleme alacağı metinler, 30 farklı oyuncu tarafından üçlemeler hâlinde sahneye taşınacak. Özgürlük teması altında birleşen ve bu kapsamda bildirgeden seçilen 12, 16 ve 19’uncu maddelerden yola çıkılarak yazılan “Öykü”, “Onur”, “Ferda” kim olduğumuza, nasıl yaşayacağımıza, nasıl konuşacağımıza vb. bireyi baskılayan ve sınırlayan, özgürlüğüne müdahale eden meseleler üzerine gidiyor. Çağdaş Ekin Şişman’ın yazdığı ve İrem Kalaycıoğlu’nun hayat verdiği “Öykü”, 12. maddeden hareketle özel yaşama müdahaleyi sosyal medya hesaplarındaki paylaşımlar üzerinden ele alıyor. Bir kadının, sosyal medyadaki profilinin şirketlerin kurumsal kimliğine uymaması sebebiyle maruz kaldığı şiddeti öne çıkarıyor. Oyun bu konuya uçuk bir yerden yaklaşmıyor, sosyal medya paylaşımlarının başına büyük belalar açtığı örnekler sıkça karşımıza çıkıyor hepimizin. H. Can Utku’nun kaleme aldığı ve Özgür Yetkinoğlu’nun canlandırdığı “Onur” ise 16. maddeden hareketle evlenme ve aile kurma haklarını heteronormatif kalıpların dışına taşıyor. Ablasının düğününde akrabalardan gelen büyük bir haddini aşma sorusu olan “Sen ne zaman evleneceksin?” üzerine patlayan Onur, kendini, duygularını, gerçeğini ve sevdiği kişiyi saklayarak geçirdiği 40 yılı anlatıyor. Aile kurma hakkı tanınmayan ve hatta aile kurumuna zarar verenler olarak görülenler adına, kişisel bir yerden sisteme karşı var olabilme mücadelesi sunuyor. Son olarak üçlemenin son oyunu Alis Çalışkan’ın 19. maddeden hareketle yazdığı, Gül Doğa Selvi’nin hayat verdiği “Ferda”, kanaat ve ifade özgürlüğü üzerinden sansür meselesinin üstüne gidiyor. Bir yazar olan Ferda, senaryosu için yarattığı uçsuz bucaksız karakteri Feza tarafından ele geçiriliyor. Ferda’nın söyleyemediklerini söyleyen, yapamadıklarını yapan “özgür” bir karakter olarak yarattığı Feza, yapımcılar tarafından sansüre uğruyor. Ferda ve Feza bu noktadan sonra birbirine karışıyor. İfade özgürlüğü uğruna bir savaş başlıyor. Bugünlerde de Türkiye’nin gündeminde yer alan sansür yasasına denk gelen Feza neyi, ne kadar, ne şekilde söyleyeceğimize karar verenlere karşı bir direniş gösteriyor. “Birileri” projesi temel insan haklarına dair meselelere farklı pencereler açarken; istediğimiz hayatı yaşamak için neden büyük bedeller ödüyoruz? Neden hikâyelerimizi istenilen kalıplara uygun olarak yeniden yazmak zorunda kalıyoruz? gibi bizi biz olmaktan alıkoyan sorunları da masaya koyuyor. Özgürlük Üçlemesi: Öykü, Onur, Ferda’yı 25 Ekim’de Hann Sahne’de, 9 Kasım’da Kadıköy’ün yeni sahnelerinden Par Sahne’de izleyebilirsiniz.

Pandemi ile geçen sezonların ardından 2022-2023 tiyatro sezonu durdurak bilmiyor ve heyecan verici yeni projeler sahneye taşınmaya devam ediyor. Oyun Atölyesi’nden iki yeni oyun sezona dahil oldu. İlki geçtiğimiz haftalarda prömiyerini yapan Acındırma Propaganda Birimi, otoriter rejimlerin etkilerini toplum ve birey üzerinden, gerçek bir hikâyeden yola çıkarak anlatıyor. Bir diğeri ise Kırlangıç, kayıpların kabulü ve sevginin kırılganlığı üzerine bir hikâyeyi sahne taşıyor. Acındırma Propaganda Birimi’ni 20, 21, 27 ve 28 Ekim’de Oyun Atölyesi’nde izleyebilirsiniz. 14 Ekim akşamı prömiyerini yapacak Kırlangıç’ı ise 15, 16, 22, 23, 26 ve 30 Ekim’de yine Oyun Atölyesi’nde izleyebilirsiniz.

Şebnem Sönmez süpervizörlüğünde hayata geçirilen Orchestra Theatre’ın Mithat Ozan Küren tarafından kaleme alınan ve prömiyerine sayılı günler kalan Lora oyunu çok tanıdık bir hikâyeyi izleyiciye anlatacak. İşten eve dönen ve karnını doyurmak, dinlenmek, uyumak gibi bazı basit işleri yaparken zorlanan Lora’nın akşamdan sabaha süren kısa bir hayat kesitini sunacak. Belki de o kadar da sıradan biri olmadığını göreceğimiz Lora, 21 Ekim akşamı Hann Sahne’deki prömiyerinin ardından, 24 Ekim’de yine Hann Sahne’de, 29 ve 30 Ekim’de Kadıköy Emek Tiyatrosu’nda izleyiciyle buluşacak. 

Son olarak ödüllü bir Broadway müzikali olan Sidikli Kasabası, Mon Yapım prodüksiyonuyla yeni bir yorumla sahneye taşınacak. Füsun Demirel ve Settar Tanrıöğen ile beraber pek çok önemli isimden oluşan 27 kişilik kadrosuyla 20 Ekim akşamı Zorlu PSM’de prömiyerini gerçekleştirecek. Doğrusu Türk tiyatro tarihinin tek resmi Broadway müzikali olarak duyurulan Sidikli Kasabası herkes için merak konusu. 

Yazarın Diğer Yazıları

Başlangıçlar ve b planlarımız…

Bize ayrılan zaman içinde bu hayatı yaşarken birçok başlangıç yaparız. Bunların bazıları tamamen sıfırdan başlayan başlangıçlardır. Mevcut hikâye sürmez, tökezler, devam etsin istesen de o istemez. Buradan çıkış ya her şeyi geride bırakıp yeni bir başlangıç yapmakla ya da mevcuttakinin seyrini değiştirecek bir b planını uygulamaya koymak ile mümkün ...

İstanbul’da yaşama sanatı

İstanbul’da kültür sanat dünyası baharın gelişiyle hareket kabiliyetinin sınırlarını zorladığı zamanlar yaşıyor. Bu da önümüzdeki günlerde artarak devam edecek etkinlik dalgasının habercisi niteliğinde diyebiliriz. Doğrusu hiç de az olmadığı gibi nisanda festivallerle, sanat fuarlarıyla hacmi iyice genişledi. Sinemadan dansa, çağdaş sanattan konser ...

Yörüngeden çıkabilme cesareti

Chuck Palahniuk’in “…en büyük buhranımız; hayatlarımız” dediği yerden başlamak istiyorum. İnsan içinde karanlığı ve aydınlığı, iyi ve kötüyü bir arada tutan sentez varlığıyla yaptığı seçimlerle kendini ve bugününü var, geleceğini inşa ediyor. Bu seçimlerin bazen doğrudan içine düşerken çoğu zaman kendi iradesi söz sahibi oluyor. Bu özgür iradeye er ...

Yaşamak bir zamanlama meselesi

“… Kim bulmuş ki yerini, kim ne anlamış sanki mutluluktan Ey yağmur sonraları, loş bahçeler, akşam sefaları Söyleşin benimle biraz, bir kere gelmiş bulundum.”* Kendini şiirin kollarında bitiren bir oyundan bahsetmeye ben de bir şairin, Edip Cansever’in dizeleriyle başlamak istedim. Bir kere gelmiş bulunduğumuz, hep bir mücadele içinde old ...

Artık orada olamayan “şeyler”

Bir sabah kalkarsınız, camı açarsınız ve yıllardır o camdan dışarı baktığınızda karşınızda gördüğünüz, on yıllardır orada yaşayan ağaçlar artık orada değillerdir. Talan edilmiştir yerleri, artık o camın ardında sizi mevsimine göre giyinmiş, yalancı bahara aldanmış tomurcuklanmış, yapraklarını sarartmış dökmeye hazır ağaçlar değil de inşaat makinele ...

Sınırlara yaklaşan beden, boşluğu dolduran sesler

Yeni yılın ilk sayısından merhaba! Bu yılın ilk gününün pazartesiye denk gelmiş olması her şeyin olmasa da birçok şeyin yolunda gideceğine dair bir umut aşıladı bana, bu iyi niyetli umudu paylaşarak başlamak isterim. Yılın ilk yazısında hem çok güçlü bir kadınla hem de hafızanızda ve kalbinizde yer edinecek hikâyelerle tanıştıran Tut! Bırak! adlı o ...

Hatırlamak isteyeceklerimize dair

Şüphesiz yine pek çok açıdan kolay bir yıl geçirmedik. Hafızalarımızda iyi anılardan çok büyük felaketlerle, kayıplarla, savaşlarla, ekonomik sıkıntılarla, daima bir mücadeleyle geçen, çoğu günü “iyi olmayan” bir yıl olarak yer edecek 2023. Oysa her yeni yıla başlarken iyiliği, mutluluğu, bereketi, sağlığı, birlikte olmayı dilediğimiz gibi dilemişt ...

Varlığımızın muğlaklığı ve taşıdığımız izler

Her ayrıntısı incelikle düşünülerek, farklı disiplinlerden ihtiyacı kadar yararlanılarak yaratılan, özgün evreninin içine çeken sanatsal üretimlerin izleyiciye hissettirdiği doyum bir başkadır. Son zamanlarda bu doyumu hissettiğim bir oyundan bahsedeceğim: Annemden Kalan Gül Ağacı Masanın Üzerinde Çaydanlık Beyaz Bir İz Bıraktı. İsmini tam ve doğru ...

Burası bir dünya sahnesi

İstanbul’da sonbaharla birlikte başlayan kültür sanat etkinliklerindeki yoğunluk hızını kesmeden devam ediyor. Sadece ülkemizdeki üretimlerin değil dünyadan da önemli yapımların ağırlandığı bir sahne İstanbul -her şeye rağmen-. Bu noktada “rağmen”leri aşıp bu sahnenin ışıltısını söndürmeyen tüm kültür sanat çalışanlarına teşekkürlerimi buradan da i ...

Hayata ait ya da hayata dair

Gökyüzünün yer yer kendini bulutlara teslim ettiği, zaman zaman metrekareye kilolarca yağmurun yağdığı, “üstüne bir şey al akşam serin oluyor”, “şemsiyeni unutma” uyarılarının konuşmalarda yer edindiği sonbahar her açıdan yoğun başladı. Günlük koşuşturmalar, şehrin kalabalığı bir yana kültür sanat alanında da müzikten sinemaya, çağdaş sanattan sahn ...

Bizi tüm renkleriyle saran bir sonbahar

Yeni bir mevsimin başlangıcı, her mecradan yeni haberlerin geldiği, şehrin yeni bir hengameye hazırlandığı, üzerine düzinelerce romantik anlam yüklenen eylül ayından merhaba. Zor günlerin peşimizi bırakmadığı bu yılın sonbaharı yüzümüzü güldüren, bizlere bir arada mutlu olabilmeyi hatırlatan A Milli Kadın Voleybol Takımımızın Avrupa şampiyonluğu il ...

Bu kimin sessizliği?

Bir hayat hikâyesini kitlelere anlatılabilir kılan unsurları düşündüğümde en büyük pay anlatıcının maharetine düşüyor. Sıradan bir hayatı ilgi çekici hâle getiren de muazzam bir hayatı sıradan hâle getiren de anlatıcının ta kendisi oluyor. Ne anlattığın değil nasıl anlattığın önemli, durumu yani. Buradan lafı kurgu ile gerçek arasındaki sınıra ve b ...

Şehirde bir yaz ihtimali

Yazcıların ve kışçıların hava durumuyla ilgili çatışmalarında iki tarafın mütemadiyen birbirlerine yönelttikleri “Mutlu musunuz bu sıcaktan/soğuktan?” sorusuna kesin bir cevabın verilemediği dengesizlikte geçen bir yaz mevsimi yaşıyoruz. Güneş gözlüğü ile şemsiye yan yana, “üstüne ince bir şey al istersen” diyen bir yaz. Sohbetimize böyle hava duru ...

Bir Işığın Peşinde

Günler üzerimizden öyle sert geçiyor ki bir girdabın içinde savrulurcasına yaşıyoruz. Çıkış yolu olacak mı? Bu mümkün mü? Bu yolu bulmak ne kadar sürecek? gibi gibi sorulara çarpıp dururken kaygı en temel duygu durumumuz. E peki yanında ne var? Hayatı kaçırmak var. Kısılıp kaldığımız karanlığın içinden çıkıp aydınlığa erişmeye, ışığı bulmaya ihtiya ...

Her gün güzel bir gündür

Hayata gerçekçi bir pencereden bakma taraftarı olmak “Ben çok mu umutsuzum?” sorgulamasını beraberinde getiriyor. Hele bizim gibi gündemi mütemadiyen kaynayan bir ülkede romantik bir pencere bulmak bir hayli zor. Hayallerimizin, umutlarımızın kolu kanadı hep yara bere içinde. Bu tür serzenişlerde, bir klişedir ama haklı çıkandır, Ahmet Hamdi Tanpın ...

Seçimlerimizle şekillenen gerçekliğimiz

Geçtiğimiz günlerde sona eren 42. İstanbul Film Festivali kapsamında izlediğim, yönetmen Christian Petzold’un son filmi “Kızıl Gökyüzü”nün gösteriminin ardından başrol oyuncuları Thomas Schubert, Langston Uibel’in katılımıyla bir soru cevap etkinliği gerçekleştirildi. Bir izleyicinin “Film metaforlarla doluydu, peki ama sinek vızıldamaları ne anlam ...

Bir ihtimali düşlemek

“Bakım” kelimesinin anlamını ilişkiler açısından son zamanlarda daha çok düşünüyorum. İhmalin yıkıcılığını, telafi edilemezliğini belki bu kadar acı bir şekilde yaşayıp görmediğim içindir. Bakım; özen göstermeyi, önem vermeyi, umursamayı, iyileştirmeyi hatta tedaviyi anlam katmanları arasında taşır. İyileşmenin, iyileştirmenin, hayatta tutmanın ger ...

Olası ya da muhtemel

Toplumsal hafızamızın ne kadar zayıf olduğundan, yaşanılan hiçbir acıdan ders çıkartılmadığından ve her şeyin zamanla unutulduğundan yakınırız hep. Bu gerçekten böyle midir? Tartışılır. Yıllardır bilim insanlarının endişe duyduğu, uyardığı, olması beklenen, ülkemizin Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu, İç Anadolu ve Akdeniz bölgelerini, 10 ilimizi der ...

Son derece sıradan, bir o kadar sıra dışı

“Çocukluk bazı açılardan yavaş yavaş solup gider, bazı açılardan da asla sona ermez. Yetişkinlik küçük, düzensiz taksitler hâlinde gelir, tabii gelecek olursa.” diyor Rebecca Solnit “Yokluğumdan Aklımda Kalanlar”* adlı kitabında. Solnit, geçmişine doğru yaptığı yolculukla dönüşümünün fiili olarak başladığı 19 yaşına, adım adım yazar oluşuna, kadın ...

Eskisi gibi olmayacağını bilmiyor muyduk?

Yılın sonuna yaklaştığımız bu günlerde âdettendir şöyle bir geriye dönüp “ne yıldı ama” dökümü çıkarılır. Bu bir yıldan elimizde neler kaldı? diye düşünmek bu kez pek içimden gelmedi. Pandemiyle geçen korku ve belirsizliklerle dolu iki dev yılın ardından gelen 2022’de hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının, hayal edemeyeceğimiz dehşetteki versiyonu ...

Hayatla şu anda buluşuyoruz

Geleceğe dair planlar yaparken, söylemek, yapmak istediklerimizi ertelerken, hayatımızı gelecek zaman kipiyle çekimlerken her şeyin yarım kalabileceğini çoğu zaman unuturuz. Geç kalmış ya da yarım kalmış ve bir daha tamamlanamayacak bir konuşmanın pişmanlığını ömrümüzde kaç kez yaşarız mesela? Gündelik hayatın yoğun akışında bu meseleler üzerine dü ...

Boğaziçi’nde Buluşan Hikâyeler

Tesadüflere, evrenin sonsuz ihtimâlinde mümkün olan denk gelişlere hayranım. Şehirde birbiri ardına açılan onlarca sergiden, sahnelenen oyundan, düzenlenen festivalden birbirine göz kırpan işleri bulmak bu tesadüflerin en zevklisi. Hikâyeleri birbirine seslenen, Boğaziçi’nin iki yalısından yükselen iki ayrı hikâyeyle önce bir sergide, sonrasında is ...

Hikâyesi olan kırık fincanlara

“Kenarı kırık bir fincan olmakta sorun yok. Bir hikâyesi olanlar o fincanlardır.” Bu söz, yazar Matt Haig’in “Rahatlama Kitabı” (Domingo Yayınevi, çev.: Kıvanç Güney)’nda “Sorun Yok” başlıklı bölümde geçiyor. Gerçek anlamında düşünürsek aslında kenarı kırık bir fincanı daha çok çöpe atmaya meyilliyizdir, çünkü bize zarar verebilir, utanırız misafir ...

Hayata belli bir mesafeden bakmak

Uzatılan bayram tatili vesilesiyle İstanbul’dan ayrılanlarla azalan nüfus, geride kalanlara aynı cümleyi büyük bir zevkle kurdurdu: “İstanbul rahatladı, yollar bomboş”. Gitgide artan nüfus sokaklarda rahatça/özgürce yürümemizi engellediği, huzursuz ettiği için bu cümlenin geçici mutluluğunu tüm İstanbullularla paylaştığımı belirtmek isterim. -Aynıs ...

Kişisel tarihimiz bir hafıza oyunu

Geçtiğimiz yılın sonbaharına girerken açılmaların da belirsizliğiyle “Her şey nasıl olacak?” sorusu etrafında dolanıp duruyorduk. Uzun bir süre pandemiyle ilgili endişeler, neler olacaklar, öngörüler, gelecek kaygıları ile başlayan cümleler kurduk, bir de baktık ki olanlar oldu, adına “normal” dediğimiz durumun içinde bulduk yine kendimizi. Bulduğu ...

Dramadan geriye kalanlar

M.Ö. 5. yüzyıldan beri en tartışmalı, en karanlık ve hep karanlıktaki karakterlerden biri olan Medea’nın son yıllardaki güncel yorumları bu karaktere farklı perspektiflerden, kimi zaman güncel bir olaydan kimi zaman evrensel meselelerden yaklaşmamızı sağlıyor. İlk olarak Simon Stone tarafından gerçek bir olaydan yola çıkılarak güncel bir uyarlamayl ...

Hayatı savunma biçimleri

Tercih ettiğimiz en kısa ve bizi hedefe ulaştıracak, bildiğimiz yoldan gittiğimizde keşifle, tecrübeyle, deneyimle, yeni ile tanışmayla aramıza mesafe koyarız. Kendimizi konfor alanı içinde tutmaya çalışırken güvende hissettiğimiz bu alanda sıkışıp kalırız. Bu sıkışıklığın kendi döngüsünde yaşarken de mevcut sorunları görmek, başka bir yolun bize d ...

Bir an sonsuza kadar sürer mi?

“Keder zalim bir eğitim. Yas tutmanın ne kadar kaba, ne kadar öfke dolu olabileceğini öğreniyorsunuz kederliyken.” diyor Chimamanda Ngozi Adichie, babasının ani kaybının ardından kaleme aldığı Keder Üzerine* adlı kitabında. Çağdaş dünya edebiyatının öne çıkan isimlerinden biri olan Chimamanda Ngozi Adichie, bu kitapta babasına hayran küçük bir kız ...

Etkileşime açık bir monolog

[email protected] Hayattaki ilk ve en şansa dâhil olduğumuz sosyal grup, içine doğduğumuz ailelerimizdir. O kadar şansadır ki doğal yollarla atandığımız bu grupta mutlu bir aile fotoğrafı için poz verirken de aynı objektife bakamayacak mutsuzluktaki kişilerden biriyken de bulabiliriz kendimizi. Bu yapıyla kurduğumuz kontrolümüz dışı organik b ...

Bitişik nizam yaşamlar

Apartmanın sahne olduğu her hikâye memleketin bir kopyasını çıkartır bizde. Görevlisinden daire sakinlerine, yönetiminden düzen arayışına küçük bir model oluşturur. Her apartman kendi içinde heterojen sosyal bir grup barındırır. Bu grubun uyumluluğunda ciddi sorunlar yaşanabileceği için kimi söylenen kimi söylenmeden bilinen kurallarla uyumda ve sü ...

Bu yokuş koşmakla aşılmıyor…

[email protected] Yılın son günlerinde tatlı tatlı yüklenen yeni yıl heyecanıydı, beklentisiydi, dileğiydi bu yıl rutinden düştü. Her şeyin çok hızlı değiştiği ama değişimin bizim lehimize -ya da büyük bir çoğunluğun lehine diyelim- olmadığı bir anlar birliğiyle vardığımız yıl sonu maalesef yeni yıla dair hiçbir iyi beklentimizin kalmamasıyla ...

Varım diyebilmek ve sakındığımız yumruklar

[email protected] Yaşamaya, yaşıyorum demeye, yaşamın anlamına dair sayısız metin dökülür önümüze. “Kişinin yaşamının anlamı zayıftır, kırılgandır; dökülüp gitmeye hazırdır: kişi onu, sürekli beslemezse, korumazsa, bütünlüklü tutmazsa, kayıp gidiverir parmaklarının arasından.” der Oruç Aruoba,olmayalı(Metis Yayınları, 6. Basım, 2020) kitabınd ...

Dünyanın bir yerinde…

[email protected] Kendisinden bir miktar umutlu olduğumuz 2021’i tüketmemize yaklaşık iki ay kaldı. Bitmeyen pandemisiyle, üzerimize çöken ekonomisiyle,yüksek frekanstaki değişiminden ötürü her an yeni bir haber bildirimi düşüren gündemiyleher birimizin çetin birer mücadeleci olduğu şu yılı da bitirsek bir şekilde… Ancak her şeye rağmen üretm ...

Rağmen olan şeylerin ağırlığı

“Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?” Bu, kendini en çok bilen insan için bile zor bir sorudur. Bir ve birden çok “Ben” içinden en doğru “Ben’i”, doğru ifadelerle sunmak gerekir. Kimsin, kendini neler üzerinden tanımlarsın, nedir arzuların, nedir bu hayattan beklentilerin, yolculuğunda bu “Ben’e” neler şekil verdi, en sevdiğin renk bile ya ...

Bir hikâyeyi anlatılmaya değer kılmak

Değişen mevsimin önümüze düşen yapraklarla kendini belli etmeye başladığı, görüntüye ince bir kahverengi ton çekilerek romantik sözler sarf edildiği, omuzlara ince bir ceket attırarak yazın uçarılığını artık geride bırakmamız gerektiğini sezdiren, “yeni” ya da “yeniden” bir şeylere başlandığı hissini veren, övmelere doyamadığımız güzide ayımız eylü ...

Ve bir orman gibi…

Yayın akışımız yine tek bir an bile iyi hissetmeye imkân vermiyor. Ülkemizin her noktasından takibi ve idraki güç felaket haberleri birbiri üstüne biniyor. Yaşananlar karşısında yapılan açıklamalar ve reva görülen uygulamalarla da her günü ayrı güçlükte bir sabır testiyle geçiyoruz. Açık, berrak bir zihinle düşünmek mümkün değil, anlam vermek mümkü ...

Biz ve bir araya gelme ihtimallerimiz…

Yazın gelişiyle bünyeye yüklenen, mevsimsel ve dürtüsel açıdan hafifleyip rahatlama hâli; kısıtlamalardaki çözülmelerle birlikte, açık hava imkânlarımızı arttırdı. Bu imkânlar dâhilinde sosyal hayatımızı da bir nebze olsun doyurmaya başlayacağımız günlerin yakınlığını hissettiren gelişmeler yaşanıyor. Geçtiğimiz pazartesi akşamı Kadıköy Emek Tiyatr ...

Şimdiki zamanı tüketiyoruz…

Yazın gelişiyle beraber yayınlarda İstanbul’un eski plajlarının nostaljisi yapılır. Hepimiz İstanbul’un eski yaz günlerine, artık olmayan bu yerlere hüzünle bakarız. Bizden birkaç on yıl önce doğmuş kişilerin, yaşadığımız bu semtin plajlarında denize girdiği günlere dair anıları vardır, ah’lar eşliğinde anlatırlar. O günlerden bugünlere, içinde ter ...

Dünyayı dışarıda bırakabiliyor muyuz?

Sıkıştık! Her yanı sorunlu bir çarkın içinde sıkıştık! Çıkamıyoruz, çıkabilecek miyiz bilmiyoruz. Her gün birbirinin aynı, sabit kaygılara ansızın bir yenisi ekleniyor, “yaşa göre tahminen aşı sırası bize ne zaman gelir?” hesaplamaları tutmuyor, sıkça güncellenen kapa-aç uygulamalarına akıl sır erdirilemiyor, her an bir yakınımız daha virüs tarafın ...

Dağınık bir senfoni

Geçtiğimiz hafta umudun yüzünün karardığı, oldukça buruk bir 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kutlandı bu ülkede. Tiyatrolar, tam bir yıldır kapalı. Tiyatro emekçileri işsiz. Tiyatrolar, salonlarını tıklım tıklım dolduramıyor, kapıları tamamen kapanmasın diye direniyor; dişe dokunmayan desteklerle değil türlü çareler arayarak devam etmeye çalışıyor, zor ...

Mesafeyi koruyoruz, yakın duruyoruz

Haberlerini korku dolu gözlerle takip ederek başladığımız ve bu uzun misafirliğiyle bizleri fazlasıyla usandıran pandemimiz ülkemizde görülüp, manen ve maddeten bir buhrana sürükleyişinin birinci yılını tamamlamak üzere. Yaşanmış günlerin kıymetini iyice bildiğimiz şu süreç, tüm yaşanmamışlığına rağmen bir zahmet geçip gitse, yenisiyle, revizesiyle ...

Hayat nasıl devam ediyor-du?

Wilhelm Schmid, “mutluluk diktatörlüğü” altındaki insanın, mutsuzluğu da kucaklamasından yana tavır alır “Mutsuz Olmak”* kitabında. Sistem tarafından bize zorunlu kılınan ve hatta pazarlanan mutluluğa fazlaca anlam yüklendiğini söyler. Mutluluk önemlidir ama insan hayatında başarısızlık ve mutsuzluk da vardır. Mesela aynı günün şartlarında hayata t ...

Biz bu filmi dublörsüz çektik

Kış ortasında bitmeyen bir bahar havası eşliğinde bize kapısını açan 2021 ile ilgili umutlarımız hâlâ mevcutken, “gelenin gideni aratmadığı” bir yıl dileklerinin üzerinde dumanı tüterken, olayın yıllarla değil bizlerle alakalı olduğu gerçeği güpegündüz ortadayken, kaldığımız yerden herkese merhaba! Geçen yılın muhasebesini yaptık; yeni yıl dilek ...

“Terk Edilmiş Kıyılar”da “Olağan-İçi Bir Gezi”nti İhtimali

Yılın kapsamlı raporlarının çıkarıldığı, “bu yılın en”lerinin konuşulduğu, doya doya yaşayamadığımız günlerin hatrının kaldığı, “ay koca sene nasıl da geçti” “bit artık 2020” seslerinin yükseldiği yılın son günleri de geldi nihayet. Ama ne seneydi değil mi? Oldukça zorluydu. “Bize göre normal”in çoğu parçasını kaybettik, geri dönsünler istedik, onl ...

İyi olma gayretindeyiz

“Nasılsın?” sorusuna uzunca bir zamandır gerçeği yansıtmayan “iyiyim” cevabını vermek yerine “iyi diyelim, iyi olsun” ya da “iyi değilim ama iyi olma gayretindeyim” cevabını vermeyi tercih ediyorum ki karşımdakinden de aynı minvalde cevaplar alıyorum. Çünkü ağzımızın tadı bozulalı sahiden çok zaman oldu ve yerine de getirecek pek bir şey başımıza g ...

Bizim kronik mahrumiyetlerimiz

Hayatı çok bölümlü bir oyun gibi düşünürsek şu an geçmekte epey bizi zorlayan bir bölüme denk geldik. Bu bölüm bizim tratejilerimizden ve deneyimlerimizden daha kuvvetli. Nihayetinde oyunun kurallarına da boyun eğdik. Öyle ki rutinlerimizden mahrum kalmayı kanıksadık, normalimize yeni şekiller verdik. Özgürce yollarda yürümeyi, seyahat etmeyi, en s ...

“Büyük”lük hakkında ne biliyorsunuz?

Bir araya gelmek artık içinde birtakım tedirginlikler barındırıyor. Oysa ki yalnızlıklarımız bile ne kadar kalabalıkmış düşünsenize. Sistemin yok saydığı, işgal ettiği özel alanlarımız bize kalınca onunla ne yapacağımızı şaşırdık. Birbirimize ne kadar yakın olduğumuzu bundan mahrum kalınca gördük. Kalabalığın bir parçası olmanın normal zamanlarda d ...

Özgürlüğü tartışmaya açalım

[email protected] Hayata kaldığı yerden, endişe, şüphe, ekstra hijyen ve maske ekleyerek devam etmeye çalışıyoruz. Her şeye rağmen 2020’yi geri kalan birkaç ayının paçasından tutarak da hayata döndürme gayretimiz var, bu yılı eksik ve kırık göndermeyeceğimize inancımız tam görünüyor. Şöyle ki karantina günlerinin sona ermesiyle “kademeli kade ...

“Sanat bizim coşkulu protestomuz”*

[email protected] Bir düşünelim! Kültür sanat kurumlarının birbirine komşu olduğu caddeleri, bir tiyatronun açıldığı mahalleye kattığı değeri, insanları bir araya getirme gücünü... Bugün İstanbul’da kaç tane alışveriş merkezleri içine hapsolmayan, kapısı sokağa açılan bağımsız sinemamız kaldı, kaç tane tiyatro sahnemiz var böyle, peki ya kons ...

Artık eskisi kadar yakın olamayız…

[email protected] Geçirdiğimiz günleri, hangi duygularla ifade edersiniz? Endişe, çaresizlik, can sıkıntısı, bekleyiş, belirsizlik benim ilk aklıma gelenler. Hele ki belirsizlik bugün “yeni normal” adı verilen hayata hızlı dönüş harekâtı ile daha da perçinlenmiş vaziyette. Vaka sayılarının ilk günlerden daha çok olduğu bugün, hayat –zaman zam ...

Eve dönmek istiyorum!

[email protected] Kaybedilen zaman algısı, sıkışılan mekân içindeki sancılar, normale dönme isteği, belirsiz bir gelecek… Kaygılar, başladığı ve bittiği yer belli olmayan günler geçerken, baharı yavaştan uğurlayıp yaza tedirgin bir giriş yaptığımız bu süreçte varoluşsal kıvranmaların sebebi. İki ay önceye kadar belli amaçlarla parçalara bölün ...

Sıradan eylemlerin kıymeti

Günlük yaşamımıza övgüler düzdüğümüz günlerden geçiyoruz. Dünya tarihinde defalarca karşı karşıya kalınan salgınlardan sonra, 2020 yılında böylesi bir salgının da bize denk geleceğini tahmin edemezdik - her ne kadar sayısız badireye şahit olmuş olsak da-. Şimdilerimiz endişeli bir bekleyiş içinde akıp giderken, evde kalmak ve virüsten korunmaya ...

Duygusuzlukla nasıl savaşılır?

Hayatınızda çok önemli bir yere sahip olan, çok sevdiğiniz biri, özellikle de hayatı paylaştığınız kişi artık yaşamak istemediğini söylese ne hissederdiniz, nasıl karşılardınız bunu? Eminim sağduyuyu, metaneti bir kenara bırakır çılgına dönerdiniz. Çünkü bu karar her ne kadar kişisel bir karar olsa da etkileyeceği başka hayatlar da vardır. Sevdiğin ...

“Bir daha karşılaşır mıyız bu zindanı efsunda?”

Begüm Kakı [email protected] İstanbul; imparatorlukların gelip geçerken zenginlikleriyle süslediği, büyüsüne sayfalarca metinlerin yazıldığı, yolu geçenlerin aklını ve gönlünü bıraktığı, her sokağında farklı bir hikâye saklayan efsunlu şehrimiz. Tabii ki şöyle de diyebiliriz: İstanbul; üzerinde yaşayanların kıymetini bilmediği, her gün dah ...

Metnin dışında kalanlar, yıkıp yeniden kuranlar

[email protected] Anda kalmak, anı yaşamak günümüz dünyasında artık ne kadar emek isteyen bir eylem değil mi? Zaman hızla akıp geçiyor, durup biraz dinlenmeye bile fırsat kalmıyor. Günler, haftalar, aylar göz açıp kapayana kadar geçmiş oluyor. 2010’ları geride bıraktığımız 2020’lerin içine doğru adımladığımız günlerdeyiz; geriye dönüp baktığı ...

ARŞİV