İstanbul yazmaları

27 Şubat 2026 - 09:00

İstanbul yazmalarına önce iyot, sonra sandık kokusu siner. Her birinin ayrı tarihi vardır. Kumkapı yazmalarının yanında çirozlar selam durur, yosun kokuludur. Kandilli yazmaları nazenindir. Çeyiz sandıklarına hazırlanır, sabun kokar. Yakın geçmişte Boğaz kıyılarının hemen hepsinde İstanbul yazmacılığının en güzel örnekleri verilmiş ama Kumkapı’yı ve Kandilli’yi ayırmak gerekir. Her iki semtin de yazmacılıkla anıldıkları bir dönem vardır.

Yazmacılığın İstanbul’da köklü bir geçmişi var. Evliya Çelebi, meşhur Seyahatname’sinde İstanbul yazmacıları hakkında ‘esnaf-ı nakkaşan-ı yağlıkcıyan’ tabirini kullanır; “Bunlar yumayun bezler üzerine siyah kalemkâr ederler, 20 dükkân, 20 nefer olarak çalışırlardı” diye anlatır. Kumkapı’nın Ermeni’si çoktur. Yazmacılık denildiği zaman da akla ilk onlar gelir. En meşhuru Ohannes Usta’dır. Yazmalarda kullandığı kırmızı renk ile ünlüdür. Kırmızının bu tonuna, ilerleyen yıllarda, “Ohannes kırmızısı” denir. Boyasını kendi hazırladığı için günümüzde formülü bilinmiyor. Yine de en güzel yazmaların Kandilli’den çıktığı söylenir. Sultan Abdülmecid’in kız kardeşi Adile Sultan ve kızı Cemile Sultan’ın, Kandilli’deki saraylarında yazmalar kullandığı biliniyor. Bu yazmaların hemen hepsi “kalem işi” yazmalardır. 

18. yüzyılın ikinci yarısında, İstanbul’un üçüncü basmahanesi Üsküdar’da faaliyete geçer. Bu basmahaneler belirli renkler ve dokuma türlerinde uzmanlaşırlar. Üsküdar Basmahanesi ağırlıklı olarak kırmızı, neftî denilen koyu yeşil renklerini kullanır. 1827 yılına gelindiğinde, Üsküdar Basmahanesi’nde yılda 60 bin top basma boyanır. Genellikle karakalem mendil, yemeni, perdelik, döşemelik üretilir. Üsküdar’da basılan yazmalar daha çok iç pazara yöneliktir, Anadolu’da ve Rumeli’de satılırlar. Üsküdar Basmahanesi 1894 depreminde yıkılır. Daha sonra ahşap olarak tekrar inşa edilir fakat eski üretim kapasitesine ulaşamaz. 20. yüzyıla gelindiğinde ise üretimler tek tük kalmış dükkanlarda ve evlerde devam eder. Yıllar içinde, Turnayan Ailesi yazmacılığın Üsküdar’daki temsilcilerinden olur; Serkis Kalfa da İcadiye Mahallesi’nde öne çıkar.

İstanbul yazmalarında üç teknik kullanılır; kalem işi, kalıp kalem ve elvan (renklerin de kalıpla basılması). Kalem işi, sadece fırça ile yapılır. Kalıp kalem de kalıpla basılır, fırçayla renklendirilir. Bu teknikte çiçek desenleri yoğun olarak kullanılır. Genellikle ana renkler tercih edilir. Bu tekniklerle elde yapılan yazmalar, giysi süslemelerinden tutun mekân süslemelerine kadar pek çok yerde kullanılır. Başörtüsü, bohçalar, yorgan yüzleri yapılır. Bu iş için kullanılan kumaşlar özeldir. En çok pamuklu kumaş tercih edilir. Pamuk, baskı sırasında boyayı çabuk emer ve böylece boyanın akmasını önler. Ayrıca şile bezleri, mermerşahi gibi kumaşlar da kullanılabilir. Geçmişte yazmaların renklendirilmesinde cehri, soğan kabuğu, ceviz yaprağı gibi bitkilerden hazırlanan doğal boyalar da tercih edilmiş. Kalıplar her ağaçtan hazırlanmaz. En çok ıhlamur ağacı tercih edilir. Ihlamurdan sonra çam, gürgen ve ahlat ağacı gelir. 

Yazmacılık günümüzde de aynı yöntemlerle, az sayıdaki atölyelerde devam ediyor. Yazmacılığın günümüzdeki ustalarından Veliye Martı rehberliğinde, usta- çırak geleneği içinde yıllar boyunca verilen emek, bu ay bir icazet sergisi ile tamamlanıyor.  Çok eskiden İstanbul kıyılarında uçuşan yazmalar, şimdilerde Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde sizi bekliyor. Ziyaret etmeyi unutmayın!

Sergi Yeri: Bağlarbaşı Kültür Merkezi

Açılış Töreni: 25 Şubat 2026.Çarşamba

Ziyaret Saatleri: Her gün 09.00-17.00


 

Yazarın Diğer Yazıları

Bir vakitler, gazinolarda

Maksim, Bebek Maksim, Lunapark, Çakıl, Gar, Bebek Belediye… Yağmurlu günlerde, Arnavut kaldırımların üzerine ıslak mavi düşerdi.  O ıslak maviye basılarak girilirdi gazinoya. Mavi florasanla bezenmişti. Taksim-Beyazıt arası 25 kuruştu.  Taksilerin taksimetresi arabaların içinde değil, dışındaydı. Gazinoların “belle époque”u 1955-1975 arasında yaşan ...

“Gidelim Tatavla’ya”

Tatavla… Başlangıçta küçük bir Rum köyü; Kasımpaşa, Yenişehir, Dolapdere, Sinemköy, Feriköy, Pangaltı ve Cinderesi semtleriyle çevrili. Uzun yıllar Tatavla’da yaşayan erkeklere Rumca olarak Tatavlianos,  kadınlar ise Tatavliani denilmiş. Kuyuları, bostanları, kunduracıları, tulumbacıları, kabadayıları, meyhaneleri, karnavalı, sporcuları ve genç kız ...

Sabiha Sertel’i hatırlarken

Sabiha Sertel, ülkemizde gazeteciliği meslek olarak benimseyen ilk kadın gazeteciydi. Eşi Zekeriya Sertel ile birlikte aydınlanma sürecimizde önemli yeri olan gazete ve dergiler yayınladılar. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş dayanaklarını oluşturan reformları desteklediler. Hatta Sabiha Sertel bununla da yetinmeyip daha gelişmiş bir toplum projesi ...

Barsegh Kanachyan için…

Barsegh Kanachyan, Tekirdağlı (Rodosto) bir kunduracının oğluydu. Gedikpaşa’daki Mesropyan Okulu’nda eğitim gördü. 1910’da Gomidas ile karşılaştı. Gomidas’ın üç yüz öğrencisinden biri oldu. Gomidas Vartabed, zamanla bu sayıyı on altıya indirdi. Sonra beşe… O beş kişinin en yeteneklisi Kanachyan’dı. Ermenistan millî marşı Mer Hayrenik (Մեր Հայրենիք/ ...

“Kadıköylüler”

Baylan Pastanesi’nin sahibi Bay Harry Lenas’ı tanıma fırsatı bulmuştum. Bu nedenle yitip gitmiş bir duyarlılığı, yaşama biçimini ucundan kıyısından yakalamayı başarmış şanslı bir insan olduğumu düşünüyorum. Bay Harry, hemen hemen her gün Kadıköy Baylan’a gelirdi. İlerlemiş yaşına rağmen, son güne kadar işinin başındaydı.  Her zaman şıktı, özenliydi ...

Obur yazılar

Yemek kültürü ve şarap uzmanı Levon Bağış’ın Agos Gazetesi’ndeki “Obur” başlıklı köşesinde 2013-2020 yılları arasında kaleme aldığı yazılardan oluşan bir seçki “Obur Yazılar” adıyla geçtiğimiz haftalarda Aras Yayıncılık tarafından yayınlandı. Bu kitap sadece Türkiye’nin yeme-içme kültüründeki dönüşümü değil, aynı zamanda bu kültürün ardındaki insan ...

Bütün yollar insana çıkar

Buket Uzuner… Kuzey Sahra Afrikası, Kuzey Amerika ve Avrupa’da uzun tren yolculukları yapan “uyumsuz” bir kadın. Kitapları on dile çevrilmiş bir roman, öykü ve gezi yazarı. Elli yıldır yazmakta ısrar ve inat ediyor! Kendisi için farklı anlamlar içerse de, okuru olarak söyleyebilirim ki, elli yıldır bazı soruların karşılığını aramak, belki de sadece ...

Suriçi’nde zaman

Hagop Baronyan, “İstanbul Mahallerinde Bir Gezinti” adlı kitabında “Samatyalılar kırmızıyı yalnız Paskalya yumurtasında görmek isterler” diyerek bizi uyarsa da fazla dikkate almayın. Kaldırımları, caddeleri, sokakları allar kuşanıp gezseniz bile, kendi hâlinde olmayı sanat haline getirmeyi başarabilmiş Samatyalılar size dönüp bakmayacaktır. İstanbu ...

Zargana Enver Sandalı

Bu vakitlerde değil de sonbaharın ilk günleri,  Eylül ikindileri, palamutların yeni yeni çıktığı, manav tezgahlarının yemyeşil taze otlarla donandığı zaman Ada mevsimi başlar. İyot, çivit ve tuzdan ibaret Ada evlerinin beklenmeyen konuğuysanız, o tuzdan bir parça yakanıza siner, bir daha da çıkmaz. Yazdan kalma son sıcaklarda kurumuş otlar, bir dal ...

Moda’daki “O Ev”

Kent mekânı toplumsal/politik aidiyetlere, farklı yaşamlara, kültürel çoğulculuğa cevap verir. Kentlilik duygusu, kimi zaman duygusal bir bağlılık üzerinden yükselir. Bu evde olma hissinin yaratılmasında, o kentte yaşayan insanların geçmişini bilmek önemli rol oynar. Öznenin yaşadığı mekânla ilişki kurması, mekâna anlamlar yükler, yeni kimlikler ol ...

Kadıköy’den Amida’ya selam!

İki bayram arası likörden söz açmanın tam sırası. Kristal kadehler ve havanlar elden geçirilsin, tozları alınsın, yaşamın diyalektiği kabul edilerek yan yana konsun. Baharat havanı nereden çıktı demeyelim, ihtiyacımız olacak. Kavalyesiz de bırakmayalım, kahve havanını hazırlayalım. Öyle ya, eski bir tariften söz açmak bunu gerektirir. Üç kuşaklık t ...

Liz Behmoaras için…

Liz Behmoaras’lı anıları çok yakın şeyler gibi hatırlıyorum, çok uzak şeyler gibi bazen… Senede iki, en fazla üç kere Moda’ya gelir, muhakkak arar, “eğer uygunsam” Moda Caddesi’nde buluşurduk. O vakitler Moda İskelesi’nin büyük, beyaz ferforje kapısından geçip, artık kullanılmayan, bu boş iskeleyi ziyaret etmeyi âdet edinmiştik. Buraya varmadan bir ...

Refik Halid Karay için…

Refik Halid Karay, dünyayı İstanbul’dan adımlamaya başladı. O, İstanbul’u, yaşayan, olağanüstü bir varlık gibi hayal ederdi. Soluk alan, sürekli korunup gözetilmesi, özenilmesi gereken kutsal bir varlık. Boğaziçi’nde kendi halinde, ağaçların arasında dinlenen evler, tepelere doğru birer anı gibi ilerleyen sessiz sokaklar, hayattan sarsıcı insanlık ...

Mutfak defterlerinden

Sayısız sanatçıya ilham veren İstanbul, geçmişinin çok eskilere dayanması ve çok kültürlü bir kent olması açısından ilginç özellikler taşır. Her ne kadar çok kültürlülük özelliğinin gittikçe aşındığı gözlemlense de en azından anı kitaplarında canlılığını koruyan bir dinamiktir. Bu özellik en çok yeme-içme kültürüne yansır. Gün görmüş, eyyam sürmüş ...

Kentinin ve kendinin sürgünü: Silahtar Bahçeleri

İstanbul’u hiçbir zaman insanlığın evrensel serüveninden ayrı düşünmedim. Kentimizi hep o büyük serüvendeki insanlık hâllerine benzetirim. Tıpkı onun gibi yıkık, korkak, cesur, bocalayan, yalpalayan… Diğer yandan mağrur ve görkemli. Bana her zaman yeryüzü oradan adımlanmaya başlanır gibi geldi. Mekân olmanın ötesinde, toplumsal/politik aidiyetlere, ...

ARŞİV