Yaşamın Kıyısındaki Yengeç

24 Nisan 2026 - 09:00

Yervant Gobelyan’ın 1998 yılında Aras Yayıncılık tarafından yayımlanan Memleketini Özleyen Yengeç ve Gıyanki Lusantsken [Yaşamın Kıyısından] adlı öykü kitapları, Aralık 2025’te, yine Aras Yayıncılık tarafından ilk kez tek ciltte bir araya getirildi. Yazarın on beşinci ölüm yıl dönümünde yayınlanan bu eser, Gobelyan’ın çeşitli yayınevleri tarafından yayınlanmış, dönemin dergi ve gazetelerinde kalmış ya da unutulmaya yüz tutmuş öykülerini bir araya getiriyor. Ermeni edebiyatının son yüzyılda yetiştirdiği en önemli gazeteci-yazarlardan biri olan Yervant Gobelyan, edebiyatın farklı türlerinde eserler vermesine rağmen, öykücülüğü ile öne çıkar. İlk kitabı 1948 yılında yayınlanan yazarın, yazma serüvenine tanıklık edenler arasında Haygazun Kalustyan ve Garbis Cancikyan da vardır. Yazmaya şiirle başlayan Gobelyan’ın, Kalustyan ve Cancikyan gibi şairlerle Beyoğlu’ndaki Eptalofos Kahvehanesi'nde buluşup, edebiyat konuştukları biliniyor. 

Yaşamın Kıyısındaki Yengeç, iki ayrı bölümden oluşuyor: “Memleketini Özleyen Yengeç” ve “Yaşamın Kıyısından”. İstanbul, her zaman yazarın öykülerinin geçtiği ana mekân olur. “Ben Samatya’yı çok severim ve fırsat buldukça sık sık giderim. Muhteşem bir yer doğrusu. Yaz, kış her zaman eğlenceli.” Burası farklı kültürlerin, günlük yaşamın vazgeçilmez ve tümü ile kapatılamaz kapılarında, birbirleri ile karşılaştıkları, birbirlerine el verdikleri bir alan olur. “Yaşamın Kıyısındaki” insanlar, kendilerini diğerlerinden ayıran özellikleri, uyumlu hale getirmek için çabalar. Gobelyan öykülerinde mekânları oldukça detaylı tasvir ederek, kokulardan ve nesnelerden de yararlanır. Gobelyan’ın öykülerini okurken bir yandan tanıdık, çok iyi bilinen bir tatla, diğer yandan nev-i şahsına münhasır karakterlerle karşılaşırsınız. Öykülerin kahramanlarına daha yakından bakıldığında kalender oldukları görülecektir. Onların çoğu biraz da son İstanbullulardır. Gobelyan, kentin ve kentlinin geçirdiği dönüşümden yola çıkarak umutlar, umutsuzluklar, düş kırıklıkları, beklentiler, vazgeçişler, hüzünler, sevinçler gibi bireysel özelliklerin sosyo- kültürel bağlamda yorumlanmasına da olanak tanır; bu yaşanmışlıkların duygusal boyutları hakkında önemli ipuçları sunar. Bütün öyküler bir araya geldiğinde, yakın tarihin bir panoraması çizilir ve okur da bu panoramada çokkültürlü bir toplum fotoğrafıyla karşılaşır. Aynı zamanda bir devrin insanının gündelik hayatının tarihsel tanıklığında da bulunur. “O cadde bizim mahallenin ‘İstiklal Caddesi’ydi. Eh, bizim de kendi tesellilerimiz olacaktı tabii. Beyoğlu’ndaki İstiklal Caddesi’nin bize uzak düşmesi, bizim kendi ‘İstiklal! Caddemizin olmasına engel değildi. ‘Park Otel’imiz vardı, ‘Tokatlıyan’ımız… Hatta bazı mahalle sakinleri tarafından “Arsa” olarak adlandırılan yere ‘Jarden’ demekte hiç sakınca görmemiştik…”

Armen, Kir Andrea, Sonya, Stavro Dimitriyadis, Bodos Yuvanopulos… Gobelyan’ın öykülerinde yer alan insanlar genellikle orta halli, İstanbul’un yerlisi, kendilerine özgü öyküleri olan insanlardır. Surlar, çıkmaz sokaklar, tramvaylar, çan sesleri, minareler, pasajlar, vapurlar, çirozlar, lakerdalar, meyhaneler, kediler varsa bir Gobelyan öyküsünde yer almak için vardır. Eğer İstanbul’un herhangi bir sokağı, onun kapısında bekliyorsa, kapıdan içeri henüz girmemişse Yervant Gobelyan, o anda Eptalofos Kahvesi’nde dostlarıyla olduğu içindir. Şu anda olduğu gibi! 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Selânik’ten Burgazada’ya “Çaydanlık Gibi Olun”

Elena Kovaçi Uygan’ın Selânik’teki köklerinden yola çıkarak, İstanbul Bulgar Cemaati odaklı anılarını bir araya getirdiği kitabı “Çaydanlık Gibi Olun”, geçtiğimiz haftalarda Gözlem Yayıncılık tarafından yayınlandı.  Böylece İstanbul Bulgar Cemaati hakkındaki az sayıdaki kaynağa bir yenisi eklendi. Elena hanımın atalarının kökeni Selânik’e dayansa d ...

İstanbul yazmaları

İstanbul yazmalarına önce iyot, sonra sandık kokusu siner. Her birinin ayrı tarihi vardır. Kumkapı yazmalarının yanında çirozlar selam durur, yosun kokuludur. Kandilli yazmaları nazenindir. Çeyiz sandıklarına hazırlanır, sabun kokar. Yakın geçmişte Boğaz kıyılarının hemen hepsinde İstanbul yazmacılığının en güzel örnekleri verilmiş ama Kumkapı’yı v ...

Bir vakitler, gazinolarda

Maksim, Bebek Maksim, Lunapark, Çakıl, Gar, Bebek Belediye… Yağmurlu günlerde, Arnavut kaldırımların üzerine ıslak mavi düşerdi.  O ıslak maviye basılarak girilirdi gazinoya. Mavi florasanla bezenmişti. Taksim-Beyazıt arası 25 kuruştu.  Taksilerin taksimetresi arabaların içinde değil, dışındaydı. Gazinoların “belle époque”u 1955-1975 arasında yaşan ...

“Gidelim Tatavla’ya”

Tatavla… Başlangıçta küçük bir Rum köyü; Kasımpaşa, Yenişehir, Dolapdere, Sinemköy, Feriköy, Pangaltı ve Cinderesi semtleriyle çevrili. Uzun yıllar Tatavla’da yaşayan erkeklere Rumca olarak Tatavlianos,  kadınlar ise Tatavliani denilmiş. Kuyuları, bostanları, kunduracıları, tulumbacıları, kabadayıları, meyhaneleri, karnavalı, sporcuları ve genç kız ...

Sabiha Sertel’i hatırlarken

Sabiha Sertel, ülkemizde gazeteciliği meslek olarak benimseyen ilk kadın gazeteciydi. Eşi Zekeriya Sertel ile birlikte aydınlanma sürecimizde önemli yeri olan gazete ve dergiler yayınladılar. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş dayanaklarını oluşturan reformları desteklediler. Hatta Sabiha Sertel bununla da yetinmeyip daha gelişmiş bir toplum projesi ...

Barsegh Kanachyan için…

Barsegh Kanachyan, Tekirdağlı (Rodosto) bir kunduracının oğluydu. Gedikpaşa’daki Mesropyan Okulu’nda eğitim gördü. 1910’da Gomidas ile karşılaştı. Gomidas’ın üç yüz öğrencisinden biri oldu. Gomidas Vartabed, zamanla bu sayıyı on altıya indirdi. Sonra beşe… O beş kişinin en yeteneklisi Kanachyan’dı. Ermenistan millî marşı Mer Hayrenik (Մեր Հայրենիք/ ...

“Kadıköylüler”

Baylan Pastanesi’nin sahibi Bay Harry Lenas’ı tanıma fırsatı bulmuştum. Bu nedenle yitip gitmiş bir duyarlılığı, yaşama biçimini ucundan kıyısından yakalamayı başarmış şanslı bir insan olduğumu düşünüyorum. Bay Harry, hemen hemen her gün Kadıköy Baylan’a gelirdi. İlerlemiş yaşına rağmen, son güne kadar işinin başındaydı.  Her zaman şıktı, özenliydi ...

Obur yazılar

Yemek kültürü ve şarap uzmanı Levon Bağış’ın Agos Gazetesi’ndeki “Obur” başlıklı köşesinde 2013-2020 yılları arasında kaleme aldığı yazılardan oluşan bir seçki “Obur Yazılar” adıyla geçtiğimiz haftalarda Aras Yayıncılık tarafından yayınlandı. Bu kitap sadece Türkiye’nin yeme-içme kültüründeki dönüşümü değil, aynı zamanda bu kültürün ardındaki insan ...

Bütün yollar insana çıkar

Buket Uzuner… Kuzey Sahra Afrikası, Kuzey Amerika ve Avrupa’da uzun tren yolculukları yapan “uyumsuz” bir kadın. Kitapları on dile çevrilmiş bir roman, öykü ve gezi yazarı. Elli yıldır yazmakta ısrar ve inat ediyor! Kendisi için farklı anlamlar içerse de, okuru olarak söyleyebilirim ki, elli yıldır bazı soruların karşılığını aramak, belki de sadece ...

Suriçi’nde zaman

Hagop Baronyan, “İstanbul Mahallerinde Bir Gezinti” adlı kitabında “Samatyalılar kırmızıyı yalnız Paskalya yumurtasında görmek isterler” diyerek bizi uyarsa da fazla dikkate almayın. Kaldırımları, caddeleri, sokakları allar kuşanıp gezseniz bile, kendi hâlinde olmayı sanat haline getirmeyi başarabilmiş Samatyalılar size dönüp bakmayacaktır. İstanbu ...

Zargana Enver Sandalı

Bu vakitlerde değil de sonbaharın ilk günleri,  Eylül ikindileri, palamutların yeni yeni çıktığı, manav tezgahlarının yemyeşil taze otlarla donandığı zaman Ada mevsimi başlar. İyot, çivit ve tuzdan ibaret Ada evlerinin beklenmeyen konuğuysanız, o tuzdan bir parça yakanıza siner, bir daha da çıkmaz. Yazdan kalma son sıcaklarda kurumuş otlar, bir dal ...

Moda’daki “O Ev”

Kent mekânı toplumsal/politik aidiyetlere, farklı yaşamlara, kültürel çoğulculuğa cevap verir. Kentlilik duygusu, kimi zaman duygusal bir bağlılık üzerinden yükselir. Bu evde olma hissinin yaratılmasında, o kentte yaşayan insanların geçmişini bilmek önemli rol oynar. Öznenin yaşadığı mekânla ilişki kurması, mekâna anlamlar yükler, yeni kimlikler ol ...

Kadıköy’den Amida’ya selam!

İki bayram arası likörden söz açmanın tam sırası. Kristal kadehler ve havanlar elden geçirilsin, tozları alınsın, yaşamın diyalektiği kabul edilerek yan yana konsun. Baharat havanı nereden çıktı demeyelim, ihtiyacımız olacak. Kavalyesiz de bırakmayalım, kahve havanını hazırlayalım. Öyle ya, eski bir tariften söz açmak bunu gerektirir. Üç kuşaklık t ...

Liz Behmoaras için…

Liz Behmoaras’lı anıları çok yakın şeyler gibi hatırlıyorum, çok uzak şeyler gibi bazen… Senede iki, en fazla üç kere Moda’ya gelir, muhakkak arar, “eğer uygunsam” Moda Caddesi’nde buluşurduk. O vakitler Moda İskelesi’nin büyük, beyaz ferforje kapısından geçip, artık kullanılmayan, bu boş iskeleyi ziyaret etmeyi âdet edinmiştik. Buraya varmadan bir ...

Refik Halid Karay için…

Refik Halid Karay, dünyayı İstanbul’dan adımlamaya başladı. O, İstanbul’u, yaşayan, olağanüstü bir varlık gibi hayal ederdi. Soluk alan, sürekli korunup gözetilmesi, özenilmesi gereken kutsal bir varlık. Boğaziçi’nde kendi halinde, ağaçların arasında dinlenen evler, tepelere doğru birer anı gibi ilerleyen sessiz sokaklar, hayattan sarsıcı insanlık ...

Mutfak defterlerinden

Sayısız sanatçıya ilham veren İstanbul, geçmişinin çok eskilere dayanması ve çok kültürlü bir kent olması açısından ilginç özellikler taşır. Her ne kadar çok kültürlülük özelliğinin gittikçe aşındığı gözlemlense de en azından anı kitaplarında canlılığını koruyan bir dinamiktir. Bu özellik en çok yeme-içme kültürüne yansır. Gün görmüş, eyyam sürmüş ...

Kentinin ve kendinin sürgünü: Silahtar Bahçeleri

İstanbul’u hiçbir zaman insanlığın evrensel serüveninden ayrı düşünmedim. Kentimizi hep o büyük serüvendeki insanlık hâllerine benzetirim. Tıpkı onun gibi yıkık, korkak, cesur, bocalayan, yalpalayan… Diğer yandan mağrur ve görkemli. Bana her zaman yeryüzü oradan adımlanmaya başlanır gibi geldi. Mekân olmanın ötesinde, toplumsal/politik aidiyetlere, ...

ARŞİV