Moda - Bahariye - Yeldeğirmeni üçgeni Kadıköy’ün kültür adasıdır. Örneğin 2021 yılından beri Osmanağa mahallesinde hizmet veren Sinematek / Sinema Evi, İstanbul’un önemli kültürel merkezlerindendir. Yeldeğirmeni’deki mimarlık ve tasarım üzerine odaklı TAK (Tasarım Atölyesi Kadıköy) bir diğer örnektir. Ancak bir kurum var ki dünyada bile eşi benzeri bulunduğunu sanmıyorum: Özgen Berkol Doğan Bilimkurgu Kütüphanesi!
Geçen ayki yazımda evdeki kitaplarla karşılıklı muhabbetimizi aktarmıştım. Kütüphanelerde ise yüksek sesle konuşmak hoş görülmediğinden konuşamaz, sessizce bakışırız. Ama yine de raflarda dizilişlerini seyrederken heyecanlanırım, elimde değil.
Harvard Üniversitesi’nin dillere destan kütüphanesini görebildiğim için kendimi bahtiyar sayarım. 400 yıllık bu görkemli yapıya adımımı attığım andan itibaren çarpılmış, kendimden geçmiştim! Peki içeride ne yaptın, oturup kitap karıştırdın mı diye soracak olursanız, cevabım “ne yazık ki hayır” olacaktır; “kapıdan bir bakıp çıktım!” İnanın o kadarı bile yetmişti.
2018 yılındaysa dünyanın en büyük kütüphanelerinden Paris’teki Fransa Millî Kütüphanesini (BNF), karikatürcü dostum Semih Poroy ile birlikte ziyaret şansını yakaladık. Üstelik sadece Paris’in göbeğindeki Richelieu yerleşkesinin içinde yer alan tarihî oval salonu değil (Salle Ovale), Seine nehri kıyısındaki, 1996 yılında açılan, Mimar Dominique Perrault tarafından dört kuleyle çevrili bir manastır bahçesi şeklindeki BNF’nin François-Mitterand yerleşkesini de gezdik. Burası kütüphaneden ziyade yer altında inşa edilmiş bir beldeyi andırıyordu, yerleşkenin orta yerinde göğe doğru yükselen ağaçlar bile vardı!
Ziyaretimiz esnasında Fransız karikatür ustalarının kitaplarının nasıl özenle korunup muhafaza edildiklerine dair uygulamalı bir sunum izlemiş, Semih’le hayret ve biraz da hasetle bakışmıştık. Fransız ulusal belge mirasını korumayı kendisine birincil görev edinen kütüphanenin koleksiyonunda 15 milyon kitap, el yazması, fotoğraf ve video bulunduğu ve burada karikatür ile çizgi romanlar dahil bütün disiplinlerin kapsamlı bir şekilde temsil edildikleri anlatılmıştı. Toplantının sonunda bundan böyle kitaplığımdaki dostlarıma daha müşfik davranacağıma dair kendime söz vermiştim! O sözümü tutamadım tabii! Hâlâ alt alta üst üste yığılmış vaziyette, harekete geçmemi bekliyorlar…
Paris gezimizden birkaç ay sonra Özgen Berkol Doğan Bilimkurgu Kütüphanesi’nden bir söyleşi daveti aldım. Türkiye’nin yegâne bilimkurgu kütüphanesinde konuşmak elbette heyecan vericiydi. Konu Moda semtiydi ve benden bir Modalı olarak gevezelik yapmam bekleniyordu. Hiç yapmadığım şey değildi, hazırda bir slayt sunumum bile vardı. Ne ki o günlerde bir sorun yaşıyordum. Annemin ciddi rahatsızlığı ve iş yerimdeki stresli ortam sağlığımı etkilemiş, tansiyonum normalin üzerine çıkmıştı.
Konuşma günü erkenden, nesli tükenmekte olan İstanbul’un nadir eski ahşap evlerinden birinde yer alan ‘Kütüphane’ye gittim. Binayı hayranlıkla gezerken birden başım döndü ve kendimi etkinliğin gerçekleşeceği avludaki sandalyelerden birine attım. Önceki gün göründüğüm aile hekimimiz, beni ömür boyu tansiyon ilacı kullanmaya mahkum etmişti! Oysa ilaçlarla hiç aram yoktu.
Konuşma saatini beklerken telefonum çaldı. Arayan dünürüm Nevzat’tı, sağlık durumumu merak etmişti. Doktorun söylediklerini tekrarladım ve ekledim, “O tansiyon ilacını asla kullanmayacağım!”
Telefonu kapatır kapatmaz yanımdaki sandalyeye bir beyefendi oturdu. “Merhaba, az önce istemeden konuşmanıza kulak misafiri oldum. Benim adım da Nevzat, o nedenle bana seslendiğinizi sandım.” dedi. “Önemli değil…” gibisinden bir şeyler geveleyerek elimdeki konuşma notlarına daldım. Ama adam ısrarcıydı, “Tansiyon ilacını almayacağınızı duydum. Ben kalp cerrahıyım, sizi sevenlerin başına ne işler açabileceğinizi anlatmak görevimdir…”
Nevzat Bey olurumu dahi beklemeden olabilecekleri bir bir anlattı ve gülümseyerek şaka yollu ekledi, “İlaç kullanmama kararınız kesinse, size burada konuşma yaptırmayacağım için üzgünüm, çünkü ben buranın kurucularındanım!”
Doktor Nevzat Beyin açıklamaları beynimde balyoz etkisi yapmış, oturduğum sandalyede ter dökmeye başlamıştım. Mazallah yakınlarımın bakımına muhtaç kalmaktansa, ömrümün sonuna dek tansiyon ilacını kullanmak çok daha mantıklıydı. “Tamam, söz veriyorum, yarından tezi yok ilaca başlıyorum. Şimdi konuşmamı yapabilir miyim?” Gülüştük…
Profesör Doktor Nevzat Doğan ile tanışmam böyle oldu. Sonraki yıllarda ise, (kendi ifadesiyle) karşılıklı olarak kırk yıllık dostmuşuz gibi hissettik! İdealler, tutkular ve duygular örtüşünce zihinlerde dostluk köprüleri süratle kuruluyor. Nevzat Doğan'la bir müşterek bir tutkumuz da Harry Potter! 80 dile çevrilen bu fantastik dizinin bugüne dek 35 farklı dilde basılan örneklerini toplamışlar. Hedef tamamını kütüphanede bulundurmak. Gezgin dostlara duyurulur!
Geçtiğimiz ay, bilimkurgu kütüphanesinde on üç yıldan beri düzenlenen “Perşembe Söyleşileri” kapsamında bir araya geldik. Konu, “Benim Karikatürlü Evrenim” adlı kitaptı ve bu kez moderatör koltuğunda oturan Nevzat Doğan, ahiret sorularıyla beni yeniden terletmeyi başardı!
Yazıyı noktalamadan ‘Kütüphane’nin broşüründen cımbızladığım birkaç satırı paylaşayım: “Amaç, edebiyat başta olmak üzere yazılı ve görsel alanlarda üretilmiş bilimkurgu yapıtlarına ulaşım sağlamak ve bu konuda düşünsel tartışmalara ev sahipliği yapmaktır. Kütüphane koleksiyonunda 38 farklı dilde 12.000’den fazla eser bulunuyor. Bağışlar sayesinde koleksiyon her geçen gün zenginleşiyor.”
Kitaplarınızla konuştuğunuz olmuş mudur hiç? Ben kendimi bildim bileli onlarla diyalog halindeyim. Küçük yaşta başlamıştı kitap aşkım. Resimli çocuk kitaplarının kapaklarını okşar, yapraklarını çevirmeye başladığım andan itibaren bana masallarını anlatmaya koyulurlardı. Okumayı söktükten sonra bu tutkum dinmedi, çizgi romanlara merak sardım. Semtte ...
Fransız Rivierası’nın başkenti sayılan Nice, turistlerin cirit attığı, fakat ne öyle gürültülü ve büyük bir metropol, ne de monoton bir küçük kenttir. Eşimle birlikte, yaşamının son 30 yılını Nice’te geçiren anneme ziyaretlerimiz sayesinde bu kentin hemen her mevsimini görüp tatma şansımız oldu. Son olarak geçtiğimiz Ocak ayında oradaydık. Anne ...
Bir süredir, diyetisyenimin ısrarı üzerine, bir spor salonunda kas güçlendirme çalışmaları yapmaktayım. Benim gibi 70 üzeri yaştakiler için yararlı bir etkinlik; kaslar güçlendikçe kişi daha sağlam basıyor, düşüp kalçasını kırma riski azalıyor. Ancak bu çalışmayı eğitimli bir spor hocasının gözetiminde yapmak şart. Bu anlamda şansım yaver gitti di ...
Bu yılın mayıs ayında İstanbul’da sergi açmak üzere New York’tan gelmişlerdi. Galata’nın dar sokaklarında yürürlerken, turist avcısı çığırtkanlar onlara Japonca ya da Korece seslendikçe, “Japonlara mı benziyoruz, hiç Meksikalı görmemiş mi bu insanlar?” diye şaşkınlıklarını dile getiriyorlardı. Konuk sanatçılarımız Andrea Arroyo ile Felipe Galin ...
Geçtiğimiz ekim ayının ortalarında, aralarında benim de bulunduğum yaşları 75 dolaylarındaki 30 erkek, Bodrum’daki bir sahil otelinde buluştuk. Bu toplantının tek amacı vardı: Hasret gidermek! Üç gün boyunca Saint Joseph Lisesi’ndeki öğrenci kimliklerine kavuşan ihtiyar delikanlılar, ne politika, ne dünya halleri, ne de ekonomi konuştular. Hatta fu ...
“Bereketzade’yi tek bir sözcükle özetleseydiniz hangisini seçerdiniz?” Yukarıdaki sorunun sahibi Postane’nin etkinlik ve topluluk koordinatörü Elifsena Biroğlu’ydu. Bir Mahallede Kozmopolit Kenti Aramak: Bereketzade başlıklı podcast serisinin tanıtımı için 4 Ekim günü Galata’daki Postane Hol’de düzenlenen panelin, bazı ‘komşularımızla’ birlikte, ...
Bilindik bir fıkra ile başlayalım. Emekli olduktan sonra eşiyle birlikte Toronto’yu terk ederek Ontario bölgesinde, göl kenarındaki küçük bir eve yerleşen Kanadalı mühendis, kapısının önünde kışlık odun kesiyormuş. Bu esnada sırtında baltasıyla bir Kanada yerlisinin ormana doğru yürüdüğünü görmüş ve seslenmiş: “Hey arkadaş, kış nasıl olacak?” Yerli ...
Futbola ilgim ve sevgim küçük yaşlarımda başladı. Hatta o kadar küçüktüm ki, salondaki lambalı koskocaman radyodan yankılanan spikerin heyecanlı sesi, “top kale alanında” diye haykırdıkça, hayalimde Rumeli Hisarı’na benzer bir yapının karşısında konuşlanmış bir top arabasını canlandırırdım. Sıkı bir Fenerbahçe taraftarı olan babama inat, o günlerde ...
Boynumda eğreti duran bir kravat, üzerimde yazlık ceket, elimde renk renk kravatlarla dolu bir karton kutu, vestiyerin önünde dikilmiş, nişan davetimize icabet eden arkadaşlarımızı karşılıyordum. Yıllardan 1974, günlerden 28 Temmuz’du. Hava öylesine sıcaktı ki, astarsız olmasına rağmen “yüz kilo” çeken ceketimin içinde buram buram terliyordum. Arka ...
Tuhaf bir soru değil mi? Yanıtlamadan önce neden böyle bir başlığa gerek duyduğumu anlatayım. Takip edenler bilir, 2025 yılının başından beri bu köşedeki yazılarımın konuları Kadıköy semti ve tanış olduğum kimi Kadıköylüler hakkındaydı. Bu ay istisna yapmamın nedeniyse bir okur mektubu. Okurlardan gelen e-postaları genellikle özelden yanıtlarım, ...
“Semtin ikonik isimleri varmış. Peki, şimdi var mı öyle kişiler? Misal bundan 50 yıl sonra biri Moda’yı yazsa, bahsedecek isim bulabilir mi? Güzel bir soru! “Yok, azalıyor, kalmayacak” desem -ki muhtemelen beklenti o yönde- geçmişe özlem duyan, değişim karşıtı “dinozorlar” sınıfına hoşgeldiniz! “Var, Moda’nın semt kimliği köklüdür, sağlamdır, he ...
Siz hiç gökyüzünü mora boyadınız mı? Ya da denizleri papaya turuncusuna? Ağaçların yapraklarını burgonya bordosuna, insanların suratlarını çağla yeşiline? Küçükken öyle yapardım. Nedense ergenliğe ulaştığımda anlaşıldı renkleri ayırt edemediğim. Ama o zamana kadar resimlerimi kasten, sırf muzırlık olsun diye bozduğumu zanneden ilkokul öğretmenimden ...
Hani tv’deki durum komedilerinde (sitcom), aile içinde mutlaka muzip bir kardeş, enişte, kayınço ya da bacanak ön plana çıkar ya, her daim pozitif enerjiyle yüklü, bulunduğu ortamı neşelendirip hareketlendiren, herkes tarafından sevilen, müstesna bir kişilik… rahmetli bacanağım tam da böyleydi işte, çocuk tarafını canlı tutmayı başaranlardan! An ...
Bundan yıllar önce, ikinci ile üçüncü cemre arasındaki günlerden bir sabah, Yaren leyleğin atalarından biri, koordinatları iyi ayarlayamamış olmalı ki, su ile toprak sınırındaki bir yere bırakıvermiş beni! Balık burcunda doğanlar biraz böyledir işte, kâh suda, kâh karada. Bugünlerde herkes güzel umutlarla baharın gelişini gözlerken, ben heyecanl ...
Kadıköy yepyeni bir değer kazandı! Yılın ilk günlerinde Moda’da açılan Turhan Selçuk Kültür Evi’nden söz ediyorum. Bence Türk karikatür tarihinde üç önemli mihenk taşı vardır: Cemil Cem, Cemal Nadir ve Turhan Selçuk. Cemil Cem (1882 -1950), editoryal denilen modern gazete karikatürünün babasıdır. Cemal Nadir Güler (1902 - 1947) Türk karikatürün ...
Kim derdi ki günün birinde onun yazdığı gazetede, belki de onun köşesine kurulup Kadıköy yazıları yazacağımı? Moda çay bahçesinde buluştuğumuz günü hatırlıyorum. Bana yeni projesinden söz etmişti. Sıradan insanları izliyor, portrelerini hafızasına kazırken zihninde hikâyelerini kurguluyordu. Hatta bazen fotoğraflarını bile çekiyordu. Aslında kal ...