Kitaplarla konuşmak

13 Mart 2026 - 09:00

Kitaplarınızla konuştuğunuz olmuş mudur hiç? Ben kendimi bildim bileli onlarla diyalog halindeyim. Küçük yaşta başlamıştı kitap aşkım. Resimli çocuk kitaplarının kapaklarını okşar, yapraklarını çevirmeye başladığım andan itibaren bana masallarını anlatmaya koyulurlardı. Okumayı söktükten sonra bu tutkum dinmedi, çizgi romanlara merak sardım. Semtteki kitapçıların raflarını uzun uzun inceler, “Beni al!” diye seslenen kitabı ne pahasına olursa olsun eve götürürdüm. Türkçe, Fransızca, İngilizce hiç fark etmezdi.

Kitaplığım bu şekilde yeşermeye başladı. 1980’lerden itibaren kitaplığımdaki Asteriks’lere, Tenten’lere karikatür kitap ve dergileri eklendi. Bunların sayfalarından havaya yayılan mürekkep kokusu baştan çıkartıcıydı. Artık dünyanın hangi ülkesine gidersem gideyim mutlaka kitapçı ve sahaflara uğramayı görev edinmiştim. Daha dükkandan içeri adımımı atar atmaz karikatür kitaplarının kokusunu alır, o bölüme yönelirdim.

Zaman içinde evdeki ve iş yerimdeki kitaplıklarım iyice doldu. Ek raflar yaptırdım, yetmedi. Mecburen bazı kitaplarımdan ayrılmak zorunda kaldım. Şimdiyse isyandalar! Aslında memnuniyetsizliklerini bundan 3 yıl kadar önce, emekli olup iş yerimdekileri de eve taşıdığımda dile getirmişler, “Biz buraya sığamazken, tutmuş bu sığınmacıları getiriyorsun!” diye homurdanmışlardı. 

“İdare edin, bir süre sonra sizi daha büyük bir odaya taşıyacağım” diye oyalamaya çalışmış, pek inandırıcı olamamıştım. Geçtiğimiz yıl ise içlerinden bazılarını -ağırlık dergilerdeydi- sokağımızdaki sahaf arkadaşa teslim ettim, aralarına en çok homurdananları sıkıştırmayı unutmadan! Fakat işe yaramadı. Ofisten taşıdığım koliler hâlâ açılmayı bekliyor. Bu arada yeniler hız kesmedi. Ben ise her fırsatta köşedeki sahafın önünde durup vitrinden içeriye bakıyorum. Vedalaştığım kitaplardan bazılarını gördüğümde uzaktan hatırlarını soruyorum. Küsmüş olmalılar ki cevap vermiyorlar. Dükkana girersem onları geri alacağımdan o kadar eminim ki, içeri adımımı atamıyorum!

Evdeki isyan ise yılbaşında başladı. Yeni yılla birlikte başucuma bir dizi yeni kitap yerleştirince, yığının altında kalanlar bağırmaya başladı: “Henüz bizi okumadan bunları üstümüze koydun, yazıklar olsun!” Bu sözlere yanıt, açılmayı bekleyen kolilerin içinden geldi: “Siz yine iyisiniz, biz burada unutulduk gitti!” Derken üst raflardan boğuk sesler yükseldi: “Sanki dışarısı daha mı iyi? Biz sıkıştık kaldık, ne bakan var ne açan, soluk dahi alamıyoruz!” Hemen ardından hep bir ağızdan slogan atmaya başladılar: “Kitaplara saygı! Kitaplara özgürlük!”

Çaresizim, evin içinde bir tek yeni kitap koyacak yerim kalmadı! Mevcutlar öylesine yığınlar oluşturdu ki kitaplığın dışında, koltuklara, yerlere taşmış durumdalar. Artık tek çarem, çeşitli dillerdeki karikatür kitaplarımı topluca bağışlayabileceğim, fakat sık sık ziyaret ederek hasret giderebileceğim, evimdeymişim gibi rahat hissedeceğim bir mekan bulmak.

Kafam böylesi düşüncelerle dolu, dalgın dalgın sahil yolunda yürürken kendimi Moda Deniz Kulübü’nde buldum. Evvelce de yazmış olmalıyım, Moda Kulübü ikinci evimiz gibidir. İstanbul’u kar bastığı 1987 yılında günler boyunca neredeyse kulüpte ‘yatıp kalkmıştık’. 17 Ağustos 1999 depreminde de sığındığımız ilk liman Moda Deniz Kulübü olmuştu. Kulübün küçük bir kütüphanesi vardır, kitaplarımı pekala bağışlayabilir, dilediğim zaman gelir görürdüm. İlk anda bana pek parlak gelen bu fikirle eve koştum.

Kıyamet koptu desem yeridir! Tüm kitaplar aynı anda itiraz etti! “Çocuklar, susun bir dakika!” diye bağırdım. “Moda Deniz Kulübü sandığınız gibi sıradan bir sosyal tesis değil, geleneklere saygılı yöneticileri sayesinde İstanbul kültürünü günümüze dek bünyesinde korumayı başarmış, kültür ve eğitim düzeyleri yüksek üyelerinin sosyal yaşam alışkanlıklarıyla topluma örnek oldukları Cumhuriyetimizin değerli bir kurumudur. Sizi en doğru şekilde değerlendireceklerdir!”

Bu sözlerim üzerine anlık bir sessizlik olduysa da, hemen ardından bağrışmalar yükselerek sürdü. Ta ki, bilimsel ve felsefi karikatür kitaplarının bulunduğu raftan tiz bir ses herkesi susturana dek. Bu kez konuşan “Bilim Karikatürleri” dizisinden Tayfun Akgül’ün kitabıydı. “Bak patron,” dedi kitap, “kütüphanecilik öyle herkesin harcı değildir. Hele ki bir sosyal kulüpte bu işi sürdürmek son derece güçtür. Bir kere yaşam standardımız özel eğitimli personel istihdamını gerektirir. Sağlığımız sürekli gözetime ve çok özenli bakıma bağlıdır. Bunlar olmazsa, ya kısa sürede yıpranıp ölürüz, ya da kayboluruz…”

Odadakilerin hepsi bu sözleri onayladı. Aslında haklıydı ‘çok bilmiş’ bilim karikatürleri dizisinin kitabı; kütüphanecilik çok kapsamlı, özel eğitim gerektiren bir meslektir. Günümüzde kütüphanecilik artık “Bilgi ve Belge Yönetimi” başlığı altında çok geniş bir alanı kapsayan bir akademik disipline dönüştü. Bunun örneklerini Avrupa ve ABD’de gezdiğim bazı büyük kütüphanelerde bizzat gördüm. 

Kadıköylüler şanslı, zira ilçemiz kütüphane bakımından zengin, hatta Özgürlük Parkının içinde bir İnteraktif Çocuk Kütüphanesi bile var. TESAK (Tarih, Edebiyat ve Sanat Kütüphanesi) ile Gazhane içindeki Afife Batur Kütüphanesi gençlerin çalışmaları için tercih ettiklerinden. Kadıköy Karikatür Evi ile Turhan Selçuk Kültür Evi’nde de karikatür kitaplarına yer ayrılmış. Fakat hiçbirinde yabancı dillerde kapsamlı karikatür ve mizah koleksiyonları bulunmaz. Tematik bir ‘Karikatür ve Mizah Kütüphanesi’ ise ne yazık ki henüz kurulmadı. 

Oysa kısmete bakın ki tematik kütüphanelere en güzel örnek yine Kadıköy’de bulunan, İBB’nin yönetimindeki Türkiye’nin ilk ve tek bilimkurgu temalı Özgen Berkol Doğan Bilimkurgu Kütüphanesi’dir. Kütüphanenin kurucusu Prof. Dr. Nevzat Doğan ile ilginç tanışmamı ve sohbetimizi gelecek yazımda ele alacağım…

 
Yazarın Diğer Yazıları

Moda ‘La Prom’a karşı

Fransız Rivierası’nın başkenti sayılan Nice, turistlerin cirit attığı, fakat ne öyle gürültülü ve büyük bir metropol, ne de monoton bir küçük kenttir. Eşimle birlikte, yaşamının son 30 yılını Nice’te geçiren anneme ziyaretlerimiz sayesinde bu kentin hemen her mevsimini görüp tatma şansımız oldu.  Son olarak geçtiğimiz Ocak ayında oradaydık. Anne ...

Yeldo’nun Süpermen’i

Bir süredir, diyetisyenimin ısrarı üzerine, bir spor salonunda kas güçlendirme çalışmaları yapmaktayım. Benim gibi 70 üzeri yaştakiler için yararlı bir etkinlik; kaslar güçlendikçe kişi daha sağlam basıyor, düşüp kalçasını kırma riski azalıyor. Ancak bu çalışmayı eğitimli bir spor hocasının gözetiminde yapmak şart. Bu anlamda şansım yaver gitti di ...

Meksika’dan Kadıköy’e

Bu yılın mayıs ayında İstanbul’da sergi açmak üzere New York’tan gelmişlerdi. Galata’nın dar sokaklarında yürürlerken, turist avcısı çığırtkanlar onlara Japonca ya da Korece seslendikçe, “Japonlara mı benziyoruz, hiç Meksikalı görmemiş mi bu insanlar?” diye şaşkınlıklarını dile getiriyorlardı.  Konuk sanatçılarımız Andrea Arroyo ile Felipe Galin ...

Geçmişi geleceğe yansıtan ‘Kartofil’

Geçtiğimiz ekim ayının ortalarında, aralarında benim de bulunduğum yaşları 75 dolaylarındaki 30 erkek, Bodrum’daki bir sahil otelinde buluştuk. Bu toplantının tek amacı vardı: Hasret gidermek! Üç gün boyunca Saint Joseph Lisesi’ndeki öğrenci kimliklerine kavuşan ihtiyar delikanlılar, ne politika, ne dünya halleri, ne de ekonomi konuştular. Hatta fu ...

Bereketzade’den Caferağa Mahallesi’ne

“Bereketzade’yi tek bir sözcükle özetleseydiniz hangisini seçerdiniz?” Yukarıdaki sorunun sahibi Postane’nin etkinlik ve topluluk koordinatörü Elifsena Biroğlu’ydu. Bir Mahallede Kozmopolit Kenti Aramak: Bereketzade başlıklı podcast serisinin tanıtımı için 4 Ekim günü Galata’daki Postane Hol’de düzenlenen panelin, bazı ‘komşularımızla’ birlikte, ...

Kâhin değil, âlim

Bilindik bir fıkra ile başlayalım. Emekli olduktan sonra eşiyle birlikte Toronto’yu terk ederek Ontario bölgesinde, göl kenarındaki küçük bir eve yerleşen Kanadalı mühendis, kapısının önünde kışlık odun kesiyormuş. Bu esnada sırtında baltasıyla bir Kanada yerlisinin ormana doğru yürüdüğünü görmüş ve seslenmiş: “Hey arkadaş, kış nasıl olacak?” Yerli ...

Yaşasın 3F ! Futbol, Falan Feşmekân…

Futbola ilgim ve sevgim küçük yaşlarımda başladı. Hatta o kadar küçüktüm ki, salondaki lambalı koskocaman radyodan yankılanan spikerin heyecanlı sesi, “top kale alanında” diye haykırdıkça, hayalimde Rumeli Hisarı’na benzer bir yapının karşısında konuşlanmış bir top arabasını canlandırırdım. Sıkı bir Fenerbahçe taraftarı olan babama inat, o günlerde ...

Doksanıncı yaş kutlanır!

Boynumda eğreti duran bir kravat, üzerimde yazlık ceket, elimde renk renk kravatlarla dolu bir karton kutu, vestiyerin önünde dikilmiş, nişan davetimize icabet eden arkadaşlarımızı karşılıyordum. Yıllardan 1974, günlerden 28 Temmuz’du. Hava öylesine sıcaktı ki, astarsız olmasına rağmen “yüz kilo” çeken ceketimin içinde buram buram terliyordum. Arka ...

Azınlık olmak mı daha zor, farklı olmak mı?

Tuhaf bir soru değil mi? Yanıtlamadan önce neden böyle bir başlığa gerek duyduğumu anlatayım. Takip edenler bilir, 2025 yılının başından beri bu köşedeki yazılarımın konuları Kadıköy semti ve tanış olduğum kimi Kadıköylüler hakkındaydı. Bu ay istisna yapmamın nedeniyse bir okur mektubu. Okurlardan gelen e-postaları genellikle özelden yanıtlarım, ...

Herkesin bir öyküsü vardır

“Semtin ikonik isimleri varmış. Peki, şimdi var mı öyle kişiler? Misal bundan 50 yıl sonra biri Moda’yı yazsa, bahsedecek isim bulabilir mi? Güzel bir soru! “Yok, azalıyor, kalmayacak” desem -ki muhtemelen beklenti o yönde- geçmişe özlem duyan, değişim karşıtı “dinozorlar” sınıfına hoşgeldiniz! “Var, Moda’nın semt kimliği köklüdür, sağlamdır, he ...

Gökyüzünü mora boyamak

Siz hiç gökyüzünü mora boyadınız mı? Ya da denizleri papaya turuncusuna? Ağaçların yapraklarını burgonya bordosuna, insanların suratlarını çağla yeşiline? Küçükken öyle yapardım. Nedense ergenliğe ulaştığımda anlaşıldı renkleri ayırt edemediğim. Ama o zamana kadar resimlerimi kasten, sırf muzırlık olsun diye bozduğumu zanneden ilkokul öğretmenimden ...

Müziğin kimyageri

Hani tv’deki durum komedilerinde (sitcom), aile içinde mutlaka muzip bir kardeş, enişte, kayınço ya da bacanak ön plana çıkar ya, her daim pozitif enerjiyle yüklü, bulunduğu ortamı neşelendirip hareketlendiren, herkes tarafından sevilen, müstesna bir kişilik… rahmetli bacanağım tam da böyleydi işte, çocuk tarafını canlı tutmayı başaranlardan! An ...

İyi ki doğdu günlerimiz

Bundan yıllar önce, ikinci ile üçüncü cemre arasındaki günlerden bir sabah, Yaren leyleğin atalarından biri, koordinatları iyi ayarlayamamış olmalı ki, su ile toprak sınırındaki bir yere bırakıvermiş beni! Balık burcunda doğanlar biraz böyledir işte, kâh suda, kâh karada. Bugünlerde herkes güzel umutlarla baharın gelişini gözlerken, ben heyecanl ...

Moda’mıza hoş geldin Usta!

Kadıköy yepyeni bir değer kazandı! Yılın ilk günlerinde Moda’da açılan Turhan Selçuk Kültür Evi’nden söz ediyorum.  Bence Türk karikatür tarihinde üç önemli mihenk taşı vardır: Cemil Cem, Cemal Nadir ve Turhan Selçuk. Cemil Cem (1882 -1950), editoryal denilen modern gazete karikatürünün babasıdır. Cemal Nadir Güler (1902 - 1947) Türk karikatürün ...

Bakarken görmenin ötesi

Kim derdi ki günün birinde onun yazdığı gazetede, belki de onun köşesine kurulup Kadıköy yazıları yazacağımı? Moda çay bahçesinde buluştuğumuz günü hatırlıyorum. Bana yeni projesinden söz etmişti. Sıradan insanları izliyor, portrelerini hafızasına kazırken zihninde hikâyelerini kurguluyordu. Hatta bazen fotoğraflarını bile çekiyordu. Aslında kal ...

ARŞİV