Üç güçlü kadın ve bir kitap

08 Mayıs 2026 - 09:00

Cosima Francesca Gaetana Wagner, ünlü Macar besteci ve piyanist Franz Liszt’in gayrimeşru çocuğu olarak 25 Aralık 1837’de dünyaya geldi. Annesi ile Liszt’in araları açılınca, henüz iki yaşındayken babaannesinin yanına verildi. Liszt, babalığını asla inkar etmemesine karşın, 9 yıl boyunca kızından uzak durdu. Cosima, ebeveynlerini tanımadan büyüdü. 

13 yaşına geldiğinde, eğitimi için son derece katı, sadist denecek kadar zalim, yaşlı bir mürebbiyeye teslim edildi. Ergenlik döneminin tamamını sevgisiz ve kasvetli bir ortamda geçirdi. Akranlarına kıyasla pek de güzel olmayan Cosima, içinde nefretler biriktirerek büyüdü.

19 yaşında Münih orkestra şefi Hans von Bülow ile evlendi. Cosima'yı, tutkulu bir aşk yaşayacağı kendisinden 25 yaş büyük Wagner ile tanıştıran da kocası Hans von Bülow oldu. Wagner ile Cosima’nın ortak yönleri, her ikisinin de sevgisiz büyümüş çocuklar olmalarıydı. Cosima, Wagner’le 6 yıl boyunca süren gizli ilişkisini itiraf edip kocasından boşanma talep ettiğinde üçüncü çocuğu Siegfried’i yeni doğurmuştu.

Genç kadın, Wagner’le evlendikten sonra yeni bir amaç edindi: Büyük aşkının mirasını güvence altına almak. Nitekim Wagner öldükten sonra kocasının tasarladığı Bayreuth Opera Festivali'ni kurtarmakla kalmadı, günümüze kadar ulaşmasını sağladı. 1869 ile 1883 arasında yaşananlara dair tuttuğu günlüğünde ise ırkçılığının ve Yahudi karşıtlığının Wagner'inkinden bile daha şiddetli olduğu görülür.

Nietzche bir mektubunda ona, “Çok uzun zamandan beri tüm yüreğimle ve saygıyla anmaktan onur duyduğum yegâne kadınsınız…” diye yazmıştı. Biyografi yazarı Richard du Moulin Eckart ise, 1930’da yayımladığı biyografide Cosima'yı "yüzyılın en büyük kadını" olarak nitelemiştir.

Cosima’nın 1930’da 93 yaşında ölmesi üzerine, müzikolog Prof. Cevad Memduh Altar, Görüş dergisindeki makalesini şöyle sonlandırmıştı: “Bu muhterem kadının ölümü dolayısıyla bütün dünya gazetelerinde sitayişkâr makaleler yayımlandı. Binaenaleyh cihan sahne âleminde Wagner sanatı yaşadıkça, Cosima’nın bu uğurda sarf ettiği büyük yardım ve fedakârlık hiçbir vakit unutulmayacaktır.”

Buna karşın eleştirmen ve libretto yazarı Philip Hensher, Cosima’nın Hitler ve Nazilerle yakın ilişkisini irdelerken, Bayreuth festivalini Alman arî ırk kültürünün merkezi haline getirdiğini yazıyor ve şöyle diyordu: "Wagner bir dahiydi, ama aynı zamanda korkunç bir insandı. Cosima ise sadece korkunç bir insandı."

Lea France Gourdji, Osmanlı Yahudisi bir ailenin kızı olarak 1916’da Lozan’da doğdu. Paris’te Jöntürklerle işbirliği yapan babası Salih Gourdji, La Turquie Nouvelle (Yeni Türkiye) gazetesinin siyasi editörüydü.

II. Dünya Savaşı öncesinde yaptığı radyo çalışmaları esnasında yazar André Gillois, Lea’ya Françoise Giroud adını taktı. Lea, çocukluğunu kendi ifadesiyle, "tamamen dışlanmış hissettiği burjuva bir ortamda” geçirmişti. Sosyal aşağılanmanın ne olduğunu, statü kaybının ne anlama geldiğini ve toplumun dayattığı güç dinamiklerini çok erken yaşta öğrendi.

1942'de Paris’te, annesi Elda Faraggi ile birlikte vaftiz edilerek Katolik oldu ve işgal sırasında çalışma hakkını elde etti. Buna rağmen Nazi karşıtı eylemleri nedeniyle Mart-Haziran 1944 tarihleri arasında Gestapo tarafından tutuklandı. Annesine verdiği söz gereği hayatı boyunca Yahudiliğini gizleyen Giroud, yıllar sonra kökenini torununa açıklayacaktı.

Giroud, 1945-1953 yılları arasında kurucularından olduğu Elle dergisinin yazı işleri müdürlüğünü üstlendi. Çeşitli siyasi yayın organlarında çıkan yazılarında Cezayir Savaşı’na karşı çıktı. 1953'te Jean-Jacques Servan-Schreiber ile birlikte L'Express gazetesini kurdu. Romanlardan biyografilere yirmiyi aşkın kitap yazan ve kadın haklarının yılmaz savunucusu olan Giroud, dönemin Chirac Hükümeti’nde de görev aldı ve kadınlar lehine 101 maddelik bir pakedi senatodan geçirdi.

2003 yılında Fransa’da hayata veda eden Françoise Giroud’un külleri Paris’teki Montparnasse mezarlığına yerleştirildi. Yazar Anais M. Martin’e göre Giroud, Fransa’nın önemli yazar ve düşünürlerinin bulunduğu Pantheon’da gömülmeyi hak ediyordu.

Arkadaşı ve hemşehrisi olmaktan onur duyduğum Anais M. Martin -ki kendisine iyi anlamda “Moda’nın mor saçlı divası” diye hitap ederim- köklü bir aileden geliyor. Her fırsatta doğma büyüme Modalı olmaktan gurur duyduğunu dile getiren Anais, ilk piyano konserini 1950 yılında henüz 5 yaşındayken vermiş. İstanbul Devlet Operası’nda 25 yıl solist ve korist olarak görev yaptıktan sonra, 5 yıl süreyle Fransa’nın Nice Operası’nda çalışan sanatçının bir önemli özelliği de iyi bir yazar olması. Bir semt portresi çizdiği Küçük Moda, hayata tutunmaya çalışan kadınların öykülerini anlattığı Kahirenin Mor Gülü, hiç mutlu olamamış “tehcir artığı” kadınların öykülerine yer verdiği Ve Yola Çıktılar gibi eserlerin yazarı Anais Martin'in bugüne dek yayımlanmış çok sayıda öykü, çocuk masalları ve çeviri kitapları var. Anais’in Elma Kurtları adlı masalından uyarlayıp müziklerini bestelediği çocuk müzikali İstanbul Devlet Operasında sergilenmiştir. Moda’nın bu sevilen siması, feminist olduğu kadar çevrecidir de. Üstelik bir de müşterek tutkumuz var: Anais çizgi-roman meraklısıdır!

…ve kitap: Bu üç müstesna kadını buluşturan Yüce Cosima geçtiğimiz ay Tarihçi Kitabevi tarafından yayımlandı. Françoise Giroud’nun ustalıkla kaleme aldığı Cosima Wagner’in yaşam öyküsünü Türkçe’ye kazandıransa Anais Martin'di. Kitabı bir solukta okudum, biyografi ve müzik tarihi meraklılarına özellikle öneririm.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Kırk yıllık “yeni” dost Nevzat Doğan

Moda - Bahariye - Yeldeğirmeni üçgeni Kadıköy’ün kültür adasıdır. Örneğin 2021 yılından beri Osmanağa mahallesinde hizmet veren Sinematek / Sinema Evi, İstanbul’un önemli kültürel merkezlerindendir. Yeldeğirmeni’deki mimarlık ve tasarım üzerine odaklı TAK (Tasarım Atölyesi Kadıköy) bir diğer örnektir. Ancak bir kurum var ki dünyada bile eşi benzeri ...

Kitaplarla konuşmak

Kitaplarınızla konuştuğunuz olmuş mudur hiç? Ben kendimi bildim bileli onlarla diyalog halindeyim. Küçük yaşta başlamıştı kitap aşkım. Resimli çocuk kitaplarının kapaklarını okşar, yapraklarını çevirmeye başladığım andan itibaren bana masallarını anlatmaya koyulurlardı. Okumayı söktükten sonra bu tutkum dinmedi, çizgi romanlara merak sardım. Semtte ...

Moda ‘La Prom’a karşı

Fransız Rivierası’nın başkenti sayılan Nice, turistlerin cirit attığı, fakat ne öyle gürültülü ve büyük bir metropol, ne de monoton bir küçük kenttir. Eşimle birlikte, yaşamının son 30 yılını Nice’te geçiren anneme ziyaretlerimiz sayesinde bu kentin hemen her mevsimini görüp tatma şansımız oldu.  Son olarak geçtiğimiz Ocak ayında oradaydık. Anne ...

Yeldo’nun Süpermen’i

Bir süredir, diyetisyenimin ısrarı üzerine, bir spor salonunda kas güçlendirme çalışmaları yapmaktayım. Benim gibi 70 üzeri yaştakiler için yararlı bir etkinlik; kaslar güçlendikçe kişi daha sağlam basıyor, düşüp kalçasını kırma riski azalıyor. Ancak bu çalışmayı eğitimli bir spor hocasının gözetiminde yapmak şart. Bu anlamda şansım yaver gitti di ...

Meksika’dan Kadıköy’e

Bu yılın mayıs ayında İstanbul’da sergi açmak üzere New York’tan gelmişlerdi. Galata’nın dar sokaklarında yürürlerken, turist avcısı çığırtkanlar onlara Japonca ya da Korece seslendikçe, “Japonlara mı benziyoruz, hiç Meksikalı görmemiş mi bu insanlar?” diye şaşkınlıklarını dile getiriyorlardı.  Konuk sanatçılarımız Andrea Arroyo ile Felipe Galin ...

Geçmişi geleceğe yansıtan ‘Kartofil’

Geçtiğimiz ekim ayının ortalarında, aralarında benim de bulunduğum yaşları 75 dolaylarındaki 30 erkek, Bodrum’daki bir sahil otelinde buluştuk. Bu toplantının tek amacı vardı: Hasret gidermek! Üç gün boyunca Saint Joseph Lisesi’ndeki öğrenci kimliklerine kavuşan ihtiyar delikanlılar, ne politika, ne dünya halleri, ne de ekonomi konuştular. Hatta fu ...

Bereketzade’den Caferağa Mahallesi’ne

“Bereketzade’yi tek bir sözcükle özetleseydiniz hangisini seçerdiniz?” Yukarıdaki sorunun sahibi Postane’nin etkinlik ve topluluk koordinatörü Elifsena Biroğlu’ydu. Bir Mahallede Kozmopolit Kenti Aramak: Bereketzade başlıklı podcast serisinin tanıtımı için 4 Ekim günü Galata’daki Postane Hol’de düzenlenen panelin, bazı ‘komşularımızla’ birlikte, ...

Kâhin değil, âlim

Bilindik bir fıkra ile başlayalım. Emekli olduktan sonra eşiyle birlikte Toronto’yu terk ederek Ontario bölgesinde, göl kenarındaki küçük bir eve yerleşen Kanadalı mühendis, kapısının önünde kışlık odun kesiyormuş. Bu esnada sırtında baltasıyla bir Kanada yerlisinin ormana doğru yürüdüğünü görmüş ve seslenmiş: “Hey arkadaş, kış nasıl olacak?” Yerli ...

Yaşasın 3F ! Futbol, Falan Feşmekân…

Futbola ilgim ve sevgim küçük yaşlarımda başladı. Hatta o kadar küçüktüm ki, salondaki lambalı koskocaman radyodan yankılanan spikerin heyecanlı sesi, “top kale alanında” diye haykırdıkça, hayalimde Rumeli Hisarı’na benzer bir yapının karşısında konuşlanmış bir top arabasını canlandırırdım. Sıkı bir Fenerbahçe taraftarı olan babama inat, o günlerde ...

Doksanıncı yaş kutlanır!

Boynumda eğreti duran bir kravat, üzerimde yazlık ceket, elimde renk renk kravatlarla dolu bir karton kutu, vestiyerin önünde dikilmiş, nişan davetimize icabet eden arkadaşlarımızı karşılıyordum. Yıllardan 1974, günlerden 28 Temmuz’du. Hava öylesine sıcaktı ki, astarsız olmasına rağmen “yüz kilo” çeken ceketimin içinde buram buram terliyordum. Arka ...

Azınlık olmak mı daha zor, farklı olmak mı?

Tuhaf bir soru değil mi? Yanıtlamadan önce neden böyle bir başlığa gerek duyduğumu anlatayım. Takip edenler bilir, 2025 yılının başından beri bu köşedeki yazılarımın konuları Kadıköy semti ve tanış olduğum kimi Kadıköylüler hakkındaydı. Bu ay istisna yapmamın nedeniyse bir okur mektubu. Okurlardan gelen e-postaları genellikle özelden yanıtlarım, ...

Herkesin bir öyküsü vardır

“Semtin ikonik isimleri varmış. Peki, şimdi var mı öyle kişiler? Misal bundan 50 yıl sonra biri Moda’yı yazsa, bahsedecek isim bulabilir mi? Güzel bir soru! “Yok, azalıyor, kalmayacak” desem -ki muhtemelen beklenti o yönde- geçmişe özlem duyan, değişim karşıtı “dinozorlar” sınıfına hoşgeldiniz! “Var, Moda’nın semt kimliği köklüdür, sağlamdır, he ...

Gökyüzünü mora boyamak

Siz hiç gökyüzünü mora boyadınız mı? Ya da denizleri papaya turuncusuna? Ağaçların yapraklarını burgonya bordosuna, insanların suratlarını çağla yeşiline? Küçükken öyle yapardım. Nedense ergenliğe ulaştığımda anlaşıldı renkleri ayırt edemediğim. Ama o zamana kadar resimlerimi kasten, sırf muzırlık olsun diye bozduğumu zanneden ilkokul öğretmenimden ...

Müziğin kimyageri

Hani tv’deki durum komedilerinde (sitcom), aile içinde mutlaka muzip bir kardeş, enişte, kayınço ya da bacanak ön plana çıkar ya, her daim pozitif enerjiyle yüklü, bulunduğu ortamı neşelendirip hareketlendiren, herkes tarafından sevilen, müstesna bir kişilik… rahmetli bacanağım tam da böyleydi işte, çocuk tarafını canlı tutmayı başaranlardan! An ...

İyi ki doğdu günlerimiz

Bundan yıllar önce, ikinci ile üçüncü cemre arasındaki günlerden bir sabah, Yaren leyleğin atalarından biri, koordinatları iyi ayarlayamamış olmalı ki, su ile toprak sınırındaki bir yere bırakıvermiş beni! Balık burcunda doğanlar biraz böyledir işte, kâh suda, kâh karada. Bugünlerde herkes güzel umutlarla baharın gelişini gözlerken, ben heyecanl ...

Moda’mıza hoş geldin Usta!

Kadıköy yepyeni bir değer kazandı! Yılın ilk günlerinde Moda’da açılan Turhan Selçuk Kültür Evi’nden söz ediyorum.  Bence Türk karikatür tarihinde üç önemli mihenk taşı vardır: Cemil Cem, Cemal Nadir ve Turhan Selçuk. Cemil Cem (1882 -1950), editoryal denilen modern gazete karikatürünün babasıdır. Cemal Nadir Güler (1902 - 1947) Türk karikatürün ...

Bakarken görmenin ötesi

Kim derdi ki günün birinde onun yazdığı gazetede, belki de onun köşesine kurulup Kadıköy yazıları yazacağımı? Moda çay bahçesinde buluştuğumuz günü hatırlıyorum. Bana yeni projesinden söz etmişti. Sıradan insanları izliyor, portrelerini hafızasına kazırken zihninde hikâyelerini kurguluyordu. Hatta bazen fotoğraflarını bile çekiyordu. Aslında kal ...

ARŞİV