Pasajlar, İstanbul’un sosyal ve kültürel dokusunu oluşturan mekânlardan. Beyoğlu pasajları, İstanbul’a dair anlattıklarıyla, kentin hem geçmişinin anlamlandırılmasında, hem de günümüzdeki olanaklarına dair önemli ipuçları verir. Her koşulda değişen, dönüşen, iletişime açık durumlara zemin oluşturur. En çok Krepen ve Hacopulo Pasajlarını severim. Her ikisi de Beyoğlu tarihinde adeta başlıbaşına birer kişiliktir. Bir dönemin kültür-sanat ve modasının daimi mekânları olarak, pek çok insanı etkilemiş yön vermişlerdir…
Krepen, masalar, sandalyeler, kadehler, masa örtüleri, aynalı duvar ve fotoğraflardan oluşan bir dünyayı taşır. Bunları hatırlarız, onlar da bizi hatırlar. Müdavimleri için -her zaman- dünyanın kavranmasının olanaklarından biri olmuştur. Bazen sadece hiçbir şey yapmamak, unutmak ve dinlenmek için gidilir Krepen’e... Cihat Burak böylelerindendir. Krepen’e giderken cebinde pastırma götürdüğü rivâyet edilir. Kimisi yazmak için gider. Gördüğü her şeye yazılacak bir şey olarak baktığı için. Öyle ya, Krepen bunun için en olanaklı yerdir. İlhan Berk onlardandır, rakı kadehine bile yazmak için yaklaşır. Ece Ayhan yol boyu ceplerini yoklar, Krepen’de soluğu alınca bulur aradığı şeyi: “ezilmiş cezayir menekşesi” ya da bir bafra cigara… Krepencilerin pek çoğu akşam gelir, Dürnev Tunaseli ise öğleden yola çıkar. Krepen müdavimleri, gözlerini hûşû hizasında tutar. Burada sahteliğe yer verilmez. Zaman geçtikçe de müdavimlerinin yüzleri birbirine benzer. Krepen Pasajı, yok olunca kadar böylesi bir hayat sürer.
Krepen’den Hacopulo’ya geçerseniz, bambaşka bir dünya sizi bekler. Bu pasajın 1870’lerde yapıldığı düşünülüyor. İstanbul Rum cemaatinin önde gelen isimlerinden, doktor ve milletvekili Bay Hacopulo’dan ismini alır. Pasajın ilk yıllarıyla, günümüzdeki halinin yakından uzaktan hiçbir ilgisi yok. Dükkanlar farklı, hayatlar, insanlar farklı. Tuhafiyecileri ünlüymüş; Marino, Yan, Acaryan, Kosmi… Valantin Kardeşler berbermiş. Pasajın erkek terzileri de meşhurmuş; Foskolo, Barbagello, Marengo…En önemli sakinlerinden biri olarak Madam Eitenne Touzet anılır. Madam Eitenne, kadın iç çamaşırı mağazası sahibiydi. Paris karyolalarını satan Neyrat bu pasajdaydı. Tuhafiyeciler Pol Antikasis, Mihal Kaotsies isimlerini de unutmak olmaz. Peruk yapımcısı Edward Lekeciyan, manifaturacı Vincent Tıngır, ütücü Demosten Valsamakis gibi mesleğinin en ünlü isimleri de buradadır. 60’lı yıllarda dahi, moda evleriyle, dantelcilerle, kemercilerle dolu bir pasaj… Her dükkanın içi çok şık ve bakımlı. İnce çorap satan dükkanlar (ki o dönem için çok nadir) dahi bu pasajdalar.
İlhan Berk, Pera kitabına şöyle yazar;
“Biz Hacopulo Pasajı sakinleri, şapkacı, terzi, düğmeci, kuaför, kurdelacı biz.
Biz Nikol, Yurda, Marika, Ayten , Mıgırdiç, Katia, Küçük İplikçi Kız Loretta biz.
Her gün uyanır bakarız sabah makasımız iğnemiz ipliğimiz.
Her gün bakarız, akşam üstümüz başımız -nasıl da sürer yaşam.
Biz Hacopulo Pasajı sakinleri, şapkacı, terzi, düğmeci, kuaför, kurdelacı biz.”
Ne Loretta kaldı, ne Mıgırdiç… Buralarda artık sadece Madam Katia’mız var. Bir zamanlar Beyoğlu’ndaki şapkacı geleneğinden (Madam Trophe, Madam Kristin, Madam Margrit, Marinet, Pier, Filipuçi, Fransua d’Apola, Sotiropulos) geriye kalan son kişi. Şapka dükkanında çok şık bir endam aynası vardır ki bir zamanlar Aznavur Pasajı’ndaki çocukluk evini süslermiş. O aynadan bakınca hayat hep daha güzel görünür. Kışsa, dışarda yağmur varsa Madam Katia ıhlamur içer, sevgili eşi Bay Aleko sade kahve sever. Bu vakitler genellikle elinde “düğüne yetişecek” bir vualet vardır. Mavi gözleri yorulana kadar iğneyi batırır çıkarır, batırır çıkarır, batırır. Dışarda Hacopulo’nun podima taşlarına vuran yağmur sesi, içerde sabun, lavanta karışımı bir koku. Bu mevsimdeysek, masasında muhakkak bir mor sümbül, frezya… En son tasarladığı şapkayı anlatır, “Eğer yandan takarsan Kate Middleton, geriye doğru takarsan Greta Garbo olursun”.
Beyoğlu pasajları... Bir başka zamandan kalan. Geriye biraz kurdele, biraz mızıka, birkaç kağıt kalemden başka ne kaldı?
Yervant Gobelyan’ın 1998 yılında Aras Yayıncılık tarafından yayımlanan Memleketini Özleyen Yengeç ve Gıyanki Lusantsken [Yaşamın Kıyısından] adlı öykü kitapları, Aralık 2025’te, yine Aras Yayıncılık tarafından ilk kez tek ciltte bir araya getirildi. Yazarın on beşinci ölüm yıl dönümünde yayınlanan bu eser, Gobelyan’ın çeşitli yayınevleri tarafından ...
Elena Kovaçi Uygan’ın Selânik’teki köklerinden yola çıkarak, İstanbul Bulgar Cemaati odaklı anılarını bir araya getirdiği kitabı “Çaydanlık Gibi Olun”, geçtiğimiz haftalarda Gözlem Yayıncılık tarafından yayınlandı. Böylece İstanbul Bulgar Cemaati hakkındaki az sayıdaki kaynağa bir yenisi eklendi. Elena hanımın atalarının kökeni Selânik’e dayansa d ...
İstanbul yazmalarına önce iyot, sonra sandık kokusu siner. Her birinin ayrı tarihi vardır. Kumkapı yazmalarının yanında çirozlar selam durur, yosun kokuludur. Kandilli yazmaları nazenindir. Çeyiz sandıklarına hazırlanır, sabun kokar. Yakın geçmişte Boğaz kıyılarının hemen hepsinde İstanbul yazmacılığının en güzel örnekleri verilmiş ama Kumkapı’yı v ...
Maksim, Bebek Maksim, Lunapark, Çakıl, Gar, Bebek Belediye… Yağmurlu günlerde, Arnavut kaldırımların üzerine ıslak mavi düşerdi. O ıslak maviye basılarak girilirdi gazinoya. Mavi florasanla bezenmişti. Taksim-Beyazıt arası 25 kuruştu. Taksilerin taksimetresi arabaların içinde değil, dışındaydı. Gazinoların “belle époque”u 1955-1975 arasında yaşan ...
Tatavla… Başlangıçta küçük bir Rum köyü; Kasımpaşa, Yenişehir, Dolapdere, Sinemköy, Feriköy, Pangaltı ve Cinderesi semtleriyle çevrili. Uzun yıllar Tatavla’da yaşayan erkeklere Rumca olarak Tatavlianos, kadınlar ise Tatavliani denilmiş. Kuyuları, bostanları, kunduracıları, tulumbacıları, kabadayıları, meyhaneleri, karnavalı, sporcuları ve genç kız ...
Sabiha Sertel, ülkemizde gazeteciliği meslek olarak benimseyen ilk kadın gazeteciydi. Eşi Zekeriya Sertel ile birlikte aydınlanma sürecimizde önemli yeri olan gazete ve dergiler yayınladılar. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş dayanaklarını oluşturan reformları desteklediler. Hatta Sabiha Sertel bununla da yetinmeyip daha gelişmiş bir toplum projesi ...
Barsegh Kanachyan, Tekirdağlı (Rodosto) bir kunduracının oğluydu. Gedikpaşa’daki Mesropyan Okulu’nda eğitim gördü. 1910’da Gomidas ile karşılaştı. Gomidas’ın üç yüz öğrencisinden biri oldu. Gomidas Vartabed, zamanla bu sayıyı on altıya indirdi. Sonra beşe… O beş kişinin en yeteneklisi Kanachyan’dı. Ermenistan millî marşı Mer Hayrenik (Մեր Հայրենիք/ ...
Baylan Pastanesi’nin sahibi Bay Harry Lenas’ı tanıma fırsatı bulmuştum. Bu nedenle yitip gitmiş bir duyarlılığı, yaşama biçimini ucundan kıyısından yakalamayı başarmış şanslı bir insan olduğumu düşünüyorum. Bay Harry, hemen hemen her gün Kadıköy Baylan’a gelirdi. İlerlemiş yaşına rağmen, son güne kadar işinin başındaydı. Her zaman şıktı, özenliydi ...
Yemek kültürü ve şarap uzmanı Levon Bağış’ın Agos Gazetesi’ndeki “Obur” başlıklı köşesinde 2013-2020 yılları arasında kaleme aldığı yazılardan oluşan bir seçki “Obur Yazılar” adıyla geçtiğimiz haftalarda Aras Yayıncılık tarafından yayınlandı. Bu kitap sadece Türkiye’nin yeme-içme kültüründeki dönüşümü değil, aynı zamanda bu kültürün ardındaki insan ...
Buket Uzuner… Kuzey Sahra Afrikası, Kuzey Amerika ve Avrupa’da uzun tren yolculukları yapan “uyumsuz” bir kadın. Kitapları on dile çevrilmiş bir roman, öykü ve gezi yazarı. Elli yıldır yazmakta ısrar ve inat ediyor! Kendisi için farklı anlamlar içerse de, okuru olarak söyleyebilirim ki, elli yıldır bazı soruların karşılığını aramak, belki de sadece ...
Hagop Baronyan, “İstanbul Mahallerinde Bir Gezinti” adlı kitabında “Samatyalılar kırmızıyı yalnız Paskalya yumurtasında görmek isterler” diyerek bizi uyarsa da fazla dikkate almayın. Kaldırımları, caddeleri, sokakları allar kuşanıp gezseniz bile, kendi hâlinde olmayı sanat haline getirmeyi başarabilmiş Samatyalılar size dönüp bakmayacaktır. İstanbu ...
Bu vakitlerde değil de sonbaharın ilk günleri, Eylül ikindileri, palamutların yeni yeni çıktığı, manav tezgahlarının yemyeşil taze otlarla donandığı zaman Ada mevsimi başlar. İyot, çivit ve tuzdan ibaret Ada evlerinin beklenmeyen konuğuysanız, o tuzdan bir parça yakanıza siner, bir daha da çıkmaz. Yazdan kalma son sıcaklarda kurumuş otlar, bir dal ...
Kent mekânı toplumsal/politik aidiyetlere, farklı yaşamlara, kültürel çoğulculuğa cevap verir. Kentlilik duygusu, kimi zaman duygusal bir bağlılık üzerinden yükselir. Bu evde olma hissinin yaratılmasında, o kentte yaşayan insanların geçmişini bilmek önemli rol oynar. Öznenin yaşadığı mekânla ilişki kurması, mekâna anlamlar yükler, yeni kimlikler ol ...
İki bayram arası likörden söz açmanın tam sırası. Kristal kadehler ve havanlar elden geçirilsin, tozları alınsın, yaşamın diyalektiği kabul edilerek yan yana konsun. Baharat havanı nereden çıktı demeyelim, ihtiyacımız olacak. Kavalyesiz de bırakmayalım, kahve havanını hazırlayalım. Öyle ya, eski bir tariften söz açmak bunu gerektirir. Üç kuşaklık t ...
Liz Behmoaras’lı anıları çok yakın şeyler gibi hatırlıyorum, çok uzak şeyler gibi bazen… Senede iki, en fazla üç kere Moda’ya gelir, muhakkak arar, “eğer uygunsam” Moda Caddesi’nde buluşurduk. O vakitler Moda İskelesi’nin büyük, beyaz ferforje kapısından geçip, artık kullanılmayan, bu boş iskeleyi ziyaret etmeyi âdet edinmiştik. Buraya varmadan bir ...
Refik Halid Karay, dünyayı İstanbul’dan adımlamaya başladı. O, İstanbul’u, yaşayan, olağanüstü bir varlık gibi hayal ederdi. Soluk alan, sürekli korunup gözetilmesi, özenilmesi gereken kutsal bir varlık. Boğaziçi’nde kendi halinde, ağaçların arasında dinlenen evler, tepelere doğru birer anı gibi ilerleyen sessiz sokaklar, hayattan sarsıcı insanlık ...
Sayısız sanatçıya ilham veren İstanbul, geçmişinin çok eskilere dayanması ve çok kültürlü bir kent olması açısından ilginç özellikler taşır. Her ne kadar çok kültürlülük özelliğinin gittikçe aşındığı gözlemlense de en azından anı kitaplarında canlılığını koruyan bir dinamiktir. Bu özellik en çok yeme-içme kültürüne yansır. Gün görmüş, eyyam sürmüş ...
İstanbul’u hiçbir zaman insanlığın evrensel serüveninden ayrı düşünmedim. Kentimizi hep o büyük serüvendeki insanlık hâllerine benzetirim. Tıpkı onun gibi yıkık, korkak, cesur, bocalayan, yalpalayan… Diğer yandan mağrur ve görkemli. Bana her zaman yeryüzü oradan adımlanmaya başlanır gibi geldi. Mekân olmanın ötesinde, toplumsal/politik aidiyetlere, ...