Kadıköy Ermeni Mezarlığını’nın fotoğrafı kaybolmuş tek mezarı…Yine de şüphemiz yok onun kim olduğuna. Hâle Tiyatrosu’nda sahneye çıktığında Yerçangutyun’u söylemişti ki “Mutluluk” demektir. Hanımefendinin gözlerine bakmaya doyamamış Kadıköylüler. Buradan tanıyoruz! Annesi Bercuhi de Fasulyacıyan Topluluğu’nun gözde aktristlerindenmiş. Müziği de tiyatroyu sevdiği gibi severmiş. Kızının adını bu sevgiyle koyduğu söylenir. Knar’mış, “lir” anlamına gelirmiş…

Ailesinin düşlerindeki gibi, müzikle, zarafetle anılmış Knar hanım. Rûmi 1307’de, annesinin teşvikiyle sahneye çıktığı bilinir. “Körün Oğlu” dramının Victor’unu oynadığında Bercuhi hanım pek iftihar etmiş kızıyla. Mutluluğun çiçeği burnundaymış henüz, her şey tazecikmiş… Ustası, meslektaşı Mınakyan Efendi ile birlikte Bahariye gezintileri yaptıklarında poplinden elbiseler giyermiş. Ayak uçlarında yükselip, şöyle bir dönerekten…Fazla süse gerek yokmuş, yaz günüymüş. Kulaklara iki küpe, yetermiş. Birlikte bahçelerde dolaşmayı, az şekerli kahvenin yanında, turunç reçeli yemeyi severlermiş. Eliza Binemeciyan’la da yakın arkadaşlarmış, en çok “özel günler” elbiselerini giyip, Pera’ya çıkmayı severlermiş. Maharetli kadınlarmış, dikiş dikmesini bilirlermiş bilmesine de… Bugünkü önemli bir toplantı içinmiş, terzide diktirilmesinin daha makbul olduğunu düşünülürmüş… Birlikte Beyoğlu Üç Horan Kilisesi’nin Naregyan Salonu’nun ev sahipliğini yaptığı, Ermeni Sanat Evi’nin buluşmasına gideceklermiş. O gün, şair Bedros Turyan’ın ölümünün ellinci yılı için yapılacak bir anmanın tertip komitesindelermiş. Bundan daha özel gün olur muymuş! Meslektaşları Felekyan Kız Kardeşler, Siranuş ve Harutyun Aliksanyan, Vahram Papazyan, Yenovk Şahen, Yervant Tolayan, Vahan Şahinyan, Bedros Atamyan aynı zamanda en yakınlarıymış. “Kremonlu Kemancı” da Zanina’yı oynadığı gece, “Avrupai bir orkestra”yla birlikte sabaha kadar Ermenice şarkılar söylemiş ki o gece kolay kolay unutulmamış! Mesela, o yılların gencecik Bedia Muvahhit’i hiç unutmamış. Ne o günü, ne de Knarlı herhangi bir günü. Bedia hanım ömrü boyunca ustasını takip etmiş. Muhsin Ertuğrul dediğin de o yıllarda daha çocukmuş.
Knar hanım pek çok toplulukla çalışmış, sayısız oyun oynamış. Darülbedayi kurulmuş, orada da görev almış. Müslüman kadınların sahneye çıkma yasağı kalkıncaya kadar, diğer Ermeni aktristler gibi Darülbedayi kadrosunda çalışmış. Devrinin en yetenekli ve meşhur sanatçısı olarak elbette ilk temsil heyetinin içindeymiş. Aksi düşünülemezmiş! “Çürük Temel”in Darülbedayi’nin sahnelediği ilk oyunlardan olduğu bilinir. Başrolünde Vartiter Felekyan varmış. “Renkli Fener” sonraki temsillerdenmiş, başrolünde anne rolüyle Knar Sıvacıyan varmış! Başarılı olduğu için birinci sınıf sanatçı statüsü verilmesi uygun bulunmuş! Aylık maaşı en yükseğe çıkarılmış. Her şey yolunda diye düşünürken… Meğer bütün bunlar kısacık bir zaman içinmiş! Knar hanım, yavaş yavaş gruptan uzaklaştırılmış. Öyle ya, devir artık Türk sanatçıların devriymiş. Devir Şaziye Moral’ın, Bedia Muvahhit’in, Neyyire Neyir’in, Necla Sertel’in devriymiş. Maviler pembeye dönmüş, kırmızılar mora… Knar hanım biricik oğlu Yetvart’ı kaybetmiş, Darülbedayi’den uzaklaştırılmış…1930’larda siyah elbiseler giymeye başlamış. Bir daha da çıkarmamış. 1930’larda siyah elbisesinin içindeyken çekilmiş Darülbedayi’den. Kararı kâtiymiş! Vasfi Rıza Bey, boşuna uğraşmasınmış, dönmeyecekmiş. Darülbedayi’den çekilmiş olsa da, tiyatro çevrelerindeki saygınlığını korumuş. Gençler Temaşa Heyeti, Genç Sanatseverler ve Karakaş’ın Tiyatro Grubu gibi topluluklar kendisini kadrolarında görmek isterlermiş. Knar hanım hiçbirini kırmamış. 1945’teki jübilesine kadar Yabani Kız’dan Kumarbazın Encamı’na pek çok oyunda oynamaya devam etmiş.
1950 sonbaharında, ömrünü geçirdiği Kadıköy’de vefat etmiş. Cenazesi Surp Takavor Kilisesi’nden kaldırılmış. Kalabalıkmış…Asaleti bugün bile konuşulurmuş. Öyle ya, Knar hanım derlermiş adına, Sıvacıyanlardanmış!
Kaynaklar:
Aşod Madatyan. Sahnemizin Değerleri. Aras Yayıncılık
Hagop Ayvaz. Sahne Arkadaşlarım. Aras Yayıncılık
Nesim Ovadya İzrail. Düşler Sahnesinde. Aras Yayıncılık
Bahariye Caddesi’nde bir vakitler, Eliza Binemeciyan’ın evinin biraz ilerisinde Mardıros Mınakyan’ın evi vardı. Mınakyan tam anlamıyla bir Kadıköy sanatçısıydı. Aktörü, rejisörü ve yöneticisi olduğu Mınakyan Kumpanyası da Kadıköylülerin anılarında önemli bir yere sahipti. Mardiros Mınakyan, 1837 yılında doğdu, 1920’de öldü. Sahneye çıktığında ...
Pasajlar, İstanbul’un sosyal ve kültürel dokusunu oluşturan mekânlardan. Beyoğlu pasajları, İstanbul’a dair anlattıklarıyla, kentin hem geçmişinin anlamlandırılmasında, hem de günümüzdeki olanaklarına dair önemli ipuçları verir. Her koşulda değişen, dönüşen, iletişime açık durumlara zemin oluşturur. En çok Krepen ve Hacopulo Pasajlarını severim. He ...
Yervant Gobelyan’ın 1998 yılında Aras Yayıncılık tarafından yayımlanan Memleketini Özleyen Yengeç ve Gıyanki Lusantsken [Yaşamın Kıyısından] adlı öykü kitapları, Aralık 2025’te, yine Aras Yayıncılık tarafından ilk kez tek ciltte bir araya getirildi. Yazarın on beşinci ölüm yıl dönümünde yayınlanan bu eser, Gobelyan’ın çeşitli yayınevleri tarafından ...
Elena Kovaçi Uygan’ın Selânik’teki köklerinden yola çıkarak, İstanbul Bulgar Cemaati odaklı anılarını bir araya getirdiği kitabı “Çaydanlık Gibi Olun”, geçtiğimiz haftalarda Gözlem Yayıncılık tarafından yayınlandı. Böylece İstanbul Bulgar Cemaati hakkındaki az sayıdaki kaynağa bir yenisi eklendi. Elena hanımın atalarının kökeni Selânik’e dayansa d ...
İstanbul yazmalarına önce iyot, sonra sandık kokusu siner. Her birinin ayrı tarihi vardır. Kumkapı yazmalarının yanında çirozlar selam durur, yosun kokuludur. Kandilli yazmaları nazenindir. Çeyiz sandıklarına hazırlanır, sabun kokar. Yakın geçmişte Boğaz kıyılarının hemen hepsinde İstanbul yazmacılığının en güzel örnekleri verilmiş ama Kumkapı’yı v ...
Maksim, Bebek Maksim, Lunapark, Çakıl, Gar, Bebek Belediye… Yağmurlu günlerde, Arnavut kaldırımların üzerine ıslak mavi düşerdi. O ıslak maviye basılarak girilirdi gazinoya. Mavi florasanla bezenmişti. Taksim-Beyazıt arası 25 kuruştu. Taksilerin taksimetresi arabaların içinde değil, dışındaydı. Gazinoların “belle époque”u 1955-1975 arasında yaşan ...
Tatavla… Başlangıçta küçük bir Rum köyü; Kasımpaşa, Yenişehir, Dolapdere, Sinemköy, Feriköy, Pangaltı ve Cinderesi semtleriyle çevrili. Uzun yıllar Tatavla’da yaşayan erkeklere Rumca olarak Tatavlianos, kadınlar ise Tatavliani denilmiş. Kuyuları, bostanları, kunduracıları, tulumbacıları, kabadayıları, meyhaneleri, karnavalı, sporcuları ve genç kız ...
Sabiha Sertel, ülkemizde gazeteciliği meslek olarak benimseyen ilk kadın gazeteciydi. Eşi Zekeriya Sertel ile birlikte aydınlanma sürecimizde önemli yeri olan gazete ve dergiler yayınladılar. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş dayanaklarını oluşturan reformları desteklediler. Hatta Sabiha Sertel bununla da yetinmeyip daha gelişmiş bir toplum projesi ...
Barsegh Kanachyan, Tekirdağlı (Rodosto) bir kunduracının oğluydu. Gedikpaşa’daki Mesropyan Okulu’nda eğitim gördü. 1910’da Gomidas ile karşılaştı. Gomidas’ın üç yüz öğrencisinden biri oldu. Gomidas Vartabed, zamanla bu sayıyı on altıya indirdi. Sonra beşe… O beş kişinin en yeteneklisi Kanachyan’dı. Ermenistan millî marşı Mer Hayrenik (Մեր Հայրենիք/ ...
Baylan Pastanesi’nin sahibi Bay Harry Lenas’ı tanıma fırsatı bulmuştum. Bu nedenle yitip gitmiş bir duyarlılığı, yaşama biçimini ucundan kıyısından yakalamayı başarmış şanslı bir insan olduğumu düşünüyorum. Bay Harry, hemen hemen her gün Kadıköy Baylan’a gelirdi. İlerlemiş yaşına rağmen, son güne kadar işinin başındaydı. Her zaman şıktı, özenliydi ...
Yemek kültürü ve şarap uzmanı Levon Bağış’ın Agos Gazetesi’ndeki “Obur” başlıklı köşesinde 2013-2020 yılları arasında kaleme aldığı yazılardan oluşan bir seçki “Obur Yazılar” adıyla geçtiğimiz haftalarda Aras Yayıncılık tarafından yayınlandı. Bu kitap sadece Türkiye’nin yeme-içme kültüründeki dönüşümü değil, aynı zamanda bu kültürün ardındaki insan ...
Buket Uzuner… Kuzey Sahra Afrikası, Kuzey Amerika ve Avrupa’da uzun tren yolculukları yapan “uyumsuz” bir kadın. Kitapları on dile çevrilmiş bir roman, öykü ve gezi yazarı. Elli yıldır yazmakta ısrar ve inat ediyor! Kendisi için farklı anlamlar içerse de, okuru olarak söyleyebilirim ki, elli yıldır bazı soruların karşılığını aramak, belki de sadece ...
Hagop Baronyan, “İstanbul Mahallerinde Bir Gezinti” adlı kitabında “Samatyalılar kırmızıyı yalnız Paskalya yumurtasında görmek isterler” diyerek bizi uyarsa da fazla dikkate almayın. Kaldırımları, caddeleri, sokakları allar kuşanıp gezseniz bile, kendi hâlinde olmayı sanat haline getirmeyi başarabilmiş Samatyalılar size dönüp bakmayacaktır. İstanbu ...
Bu vakitlerde değil de sonbaharın ilk günleri, Eylül ikindileri, palamutların yeni yeni çıktığı, manav tezgahlarının yemyeşil taze otlarla donandığı zaman Ada mevsimi başlar. İyot, çivit ve tuzdan ibaret Ada evlerinin beklenmeyen konuğuysanız, o tuzdan bir parça yakanıza siner, bir daha da çıkmaz. Yazdan kalma son sıcaklarda kurumuş otlar, bir dal ...
Kent mekânı toplumsal/politik aidiyetlere, farklı yaşamlara, kültürel çoğulculuğa cevap verir. Kentlilik duygusu, kimi zaman duygusal bir bağlılık üzerinden yükselir. Bu evde olma hissinin yaratılmasında, o kentte yaşayan insanların geçmişini bilmek önemli rol oynar. Öznenin yaşadığı mekânla ilişki kurması, mekâna anlamlar yükler, yeni kimlikler ol ...
İki bayram arası likörden söz açmanın tam sırası. Kristal kadehler ve havanlar elden geçirilsin, tozları alınsın, yaşamın diyalektiği kabul edilerek yan yana konsun. Baharat havanı nereden çıktı demeyelim, ihtiyacımız olacak. Kavalyesiz de bırakmayalım, kahve havanını hazırlayalım. Öyle ya, eski bir tariften söz açmak bunu gerektirir. Üç kuşaklık t ...
Liz Behmoaras’lı anıları çok yakın şeyler gibi hatırlıyorum, çok uzak şeyler gibi bazen… Senede iki, en fazla üç kere Moda’ya gelir, muhakkak arar, “eğer uygunsam” Moda Caddesi’nde buluşurduk. O vakitler Moda İskelesi’nin büyük, beyaz ferforje kapısından geçip, artık kullanılmayan, bu boş iskeleyi ziyaret etmeyi âdet edinmiştik. Buraya varmadan bir ...
Refik Halid Karay, dünyayı İstanbul’dan adımlamaya başladı. O, İstanbul’u, yaşayan, olağanüstü bir varlık gibi hayal ederdi. Soluk alan, sürekli korunup gözetilmesi, özenilmesi gereken kutsal bir varlık. Boğaziçi’nde kendi halinde, ağaçların arasında dinlenen evler, tepelere doğru birer anı gibi ilerleyen sessiz sokaklar, hayattan sarsıcı insanlık ...
Sayısız sanatçıya ilham veren İstanbul, geçmişinin çok eskilere dayanması ve çok kültürlü bir kent olması açısından ilginç özellikler taşır. Her ne kadar çok kültürlülük özelliğinin gittikçe aşındığı gözlemlense de en azından anı kitaplarında canlılığını koruyan bir dinamiktir. Bu özellik en çok yeme-içme kültürüne yansır. Gün görmüş, eyyam sürmüş ...
İstanbul’u hiçbir zaman insanlığın evrensel serüveninden ayrı düşünmedim. Kentimizi hep o büyük serüvendeki insanlık hâllerine benzetirim. Tıpkı onun gibi yıkık, korkak, cesur, bocalayan, yalpalayan… Diğer yandan mağrur ve görkemli. Bana her zaman yeryüzü oradan adımlanmaya başlanır gibi geldi. Mekân olmanın ötesinde, toplumsal/politik aidiyetlere, ...