Balık gözünden bakmak

02 Ekim 2026 - 09:00

Caferağa’da küçük şirin bir kafe. Bir cumartesi öğleden sonrası, saat beş. Yazın son günleri, hava limonata gibi… Üç saat sonra Fenerbahçe-Beşiktaş maçı başlayacak, 40 bin üzerindeki taraftarın coşkulu tezahüratı kafeye kadar ulaşıyor. Küçük mekânın avlusunu dolduran 20 kadar insan ise “Bugünü Arşivlemek” başlıklı sıra dışı bir söyleşiye tanıklık etmekteler.

“Gün geldi düşüncelerimi, duygularımı balıklarla dile getirdim. Balık burcunda doğduğumdan -hatta yükselenim de balık olduğundan- balık dilinden anlarım. Balıklar konuşmaz diye bilinir, oysa etkileşimleri güçlüdür. Çok şey anlatırlar. Yeter ki izlemesini bilelim diyorsun. Ben bunun sıradan bir bakış eyleminin ötesine geçerek; tam anlamıyla duyusal, dikkatli ve içsel bir bakışın dışa dönük hâli olduğunu düşünüyorum, katılır mısın buna?”

Söyleşiyi yöneten Waseem Ahmad Siddiqui’nin ilk sorusuydu… ve daha o anda balık avı sezonunun başladığını duyumsadım!

Waseem’in dediklerine katılıyordum tabii, fakat topu taca atmayı yeğledim: “Burçlardan pek anlamam, ancak yıldız falı uzmanları nedense görür görmez beni balığa benzetirler! Ben de kendimi bu role o kadar kaptırmışımdır ki, an gelir kendimi akvaryumda yaşayan bir süs balığı sanırım…”

Aklım sıra şaka yollu da olsa konuyu saptırıp soruyu unutturacaktım. Fakat sorgucumun kül yutmaya niyeti yoktu, zaten cevabı da hazırdı. Çifte Kavrulmuş adlı kitabımı izleyicilere göstererek sürdürdü: “Bu özgün kitap, toplumsal hafızayı kaydeden ve sesi kısılanlara ifade alanı açan, mizahı da göz ardı etmemiş eleştirel bir ‘balık gibi izleme’ bakışını sunuyor. İzel’in dünyayı gözlemleme, güncel olayları takip etme ve karmaşık meseleleri yalın sembollerle anlatma yaklaşımını öne çıkarıyor. Özellikle savaş, soykırım, kitlesel göç ve iklim felaketi gibi birbirinden kopuk görünse de ortak bir ‘çoklu kriz’in parçaları olan güncel sorunlara dikkat çekiyor. Bize karikatür yoluyla, bu karmaşık dünyaya tanıklık eden güçlü bir ifade biçimi olarak, daha doğrusu, bize ‘bir balık gibi izlememizi’ sağlayan bir bakış açısı sunuyor”, dedi ve esas sorusunu patlattı: “Günceli takip ediyorum diyorsun. Günceli tarif eder misin?”

Balık gözüyle günceli takip etmek… Nereden başlayacağımı bilemedim! Fotoğrafçılıkta balık gözü ilginç bir mercektir. Görüntüyü kenarlara doğru büküp deforme etse de çevreyi çok geniş bir açıyla fotoğraf karesine sığdırmamızı sağlar. Siyasi ve sosyal konularda çizen bir karikatürcünün olaylara olabildiğince geniş açıdan bakması şarttır. Kesinlikle önyargılı olmamalıdır. Aksi halde zaman içinde okurunun gözünde güvenini yitirir. Bu minvalde bir şeyler geveleyip, acemilik dönemimdeki bazı yanılgılarımdan söz ettikten sonra topu bu kez Waseem’e attım:

“Burada asıl konuşulması gereken sevgili Waseem’dir. Onunla bir etkinlikte karşılaştık. Ortam kalabalıktı. Kimse bizi tanıştırmadı. O bir uçta ben diğer uçtaydım. Büyük bir akvaryumun içinde iki süs balığı düşünün… Sanki aramızda manyetik bir çekim oluştu.”

Bu sözlerimin ardından Waseem Ahmad Siddiqui’nin bir asri zaman filozofu olduğunu, Apaçık Radyo’da çarşamba günleri yaptığı “Hüsnükabul” programını kaçırmadığımı, çevrimiçi Manifold (manifold.press) platformu için kaleme aldığı “Evinizde Kalabilir miyim?” başlıklı aylık yazılarını ilgiyle okuduğumu dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Geçen yıl Depo’da gerçekleştirdiği sergisinden nasıl etkilendiğimi de söylüyordum ki Waseem daha fazlasına izin vermedi ve sorularıyla beni terletmeye kaldığı yerden devam etti.

Peki kimdir Waseem Ahmad Siddiqui? 21 yıl önce Lahor’dan Türkiye’ye geldi. Lise, lisans ve yüksek lisans eğitimini Türkiye’de tamamladı. Mimarlık alanında lisans derecesine aldı, ilk yüksek lisans derecesini Mimarlık Tarihi, Eleştirisi ve Teorisi alanında; ikinci yüksek lisans derecesini ise İstanbul Üniversitesi’nde Sosyokültürel Antropoloji programında tamamladı. Biyografisinde yazdığına göre mekânsal hikâye anlatımı ile otobiyografik metodolojilere ilgi duyuyor ve sürekli soruyor… sorguluyor. 

Ben de bazı sorularından bir kolaj yaptım. Cevapları merak ediyorsanız kendisini Caferağa’da, Halil Ethem Sokağındaki Café Solidarité’de ziyaret edebilir, bir çayını içebilirsiniz. 

Gelsin sorular: 

“Evinizde kalabilir miyim?” sorusu acil bir soru. Dünyanın dört bir yanından birçok insan gördüm. Yaşadığım şeyin onların da başına geleceğine ikna olmuştum ve dehşete kapılmıştım. “Peki o hâlde umut nerede?”

“Eğer ihtiyaçlarımız aslında ortaksa, eğer hepimiz anlaşılmak, kabul edilmek istiyorsak, neden birbirimizi olduğu gibi kabul etmek bu kadar uzun sürüyor?”

“Alışmak ne demek? Bir yere kök salmak mı? Onun ağırlığını kabullenmek mi? Ben hiçbir yere alışamadım. Ne İstanbul’a ne de Lahor’a. Bu, hâlâ oraya ait olmadığım anlamına mı geliyor? Belki. Ama doğduğum yere bile alışamamışsam sorun bende mi, yoksa dünyada mı?”

“Bir insanın hissettiklerini tercüme edebilecek özünde bir dil var mı? Hepimizin doğduğumuz andan itibaren bir anadili var. Mesela benimki Urduca. Ancak son 20 yıldır duygularımı Türkçe ifade ediyorum.”

“İnsan bir yeri unutmamak için ne yapabilir? Oraya tekrar gitmek yardımcı olur mu? Çocukluğunun geçtiği sokaklarda yürümek, eski evinin önünde durmak, yıllardır görmediğin insanlarla yeniden konuşmak hafızayı canlandırabilir mi?”

“(…) Ve ben o sokaklarda yürürken, bazen gölgeme bakıyorum. Hâlâ orada mı diye. Çünkü bir gün insan kendi gölgesine bile güvenemez hâle gelirse, işte o zaman gerçekten yalnız kalır.”

 
Yazarın Diğer Yazıları

Yazlarımızı çaldılar!

Dikkat! Bu yazı buram buram nostalji içerir, baştan uyarıyorum! Fakat öncesinde sizi bu yazın en sıcak günlerine, ağustos ayının hemen başına götürmek istiyorum. 4 Ağustos günü ajanslar şöyle bir haber paylaştı: “Caddebostan Plajı pazar günü en yoğun günlerinden birini yaşadı. Plaj o kadar kalabalıktı ki, metrekareye neredeyse 2 insan düşüyordu. ...

Mizah ruhun gıdasıdır

“Bilimin ilk şehidi Sokrates’e “Zalimler seni ölüme mahkûm ettiler” dedikleri zaman; “Tabiat da onları” diye yanıtlamıştı. Mademki ölümün önüne geçilemiyor, ne zaman gelirse gelsin. Ve baldıran zehirini içerek cezalandırıldı Sokrates. Yargısı okunduğu zaman şöyle bağırdı: “Ey Krito, Esklapios’a bir horoz borçluyuz, kurban etmeyi unutma!” Gençleri a ...

Sisifos ve futbol

Şayet Yunan mitolojisindeki tanrılar Sisifos’u günümüzde cezalandırmak isteselerdi, tepeye her ulaştığında yeniden aşağı yuvarlanan kayanın yerine, bir futbol topu koyarlardı.  Futbola ilgim küçük yaşlarda başlamış olmalı. Aile albümündeki bir fotoğraf karesinde, kendimden büyük bir topa vururken görüntülendiğimde en fazla 2 yaşında olmalıydım, ...

Moda’da bir uzaylı ‘Evliya Çelebi’

Bir grup arkadaş, 1999 yılının Mayıs ayında, 35 yıldır kapalı olan Galata’daki Terziler Sinagogu’nun kapılarını, bu kez sanat merkezi tabelası altında ve uluslararası bir karikatür sergisiyle dünyaya açmıştık. Serginin başlığı iddialıydı: ‘Yeni Binyılın Eşiğinde İnançlar’. İlginç olan ise, bu mekanın 1894 yılında Sultan Abdülhamit’in izniyle inşa e ...

Üç güçlü kadın ve bir kitap

Cosima Francesca Gaetana Wagner, ünlü Macar besteci ve piyanist Franz Liszt’in gayrimeşru çocuğu olarak 25 Aralık 1837’de dünyaya geldi. Annesi ile Liszt’in araları açılınca, henüz iki yaşındayken babaannesinin yanına verildi. Liszt, babalığını asla inkar etmemesine karşın, 9 yıl boyunca kızından uzak durdu. Cosima, ebeveynlerini tanımadan büyüdü.  ...

Kırk yıllık “yeni” dost Nevzat Doğan

Moda - Bahariye - Yeldeğirmeni üçgeni Kadıköy’ün kültür adasıdır. Örneğin 2021 yılından beri Osmanağa mahallesinde hizmet veren Sinematek / Sinema Evi, İstanbul’un önemli kültürel merkezlerindendir. Yeldeğirmeni’deki mimarlık ve tasarım üzerine odaklı TAK (Tasarım Atölyesi Kadıköy) bir diğer örnektir. Ancak bir kurum var ki dünyada bile eşi benzeri ...

Kitaplarla konuşmak

Kitaplarınızla konuştuğunuz olmuş mudur hiç? Ben kendimi bildim bileli onlarla diyalog halindeyim. Küçük yaşta başlamıştı kitap aşkım. Resimli çocuk kitaplarının kapaklarını okşar, yapraklarını çevirmeye başladığım andan itibaren bana masallarını anlatmaya koyulurlardı. Okumayı söktükten sonra bu tutkum dinmedi, çizgi romanlara merak sardım. Semtte ...

Moda ‘La Prom’a karşı

Fransız Rivierası’nın başkenti sayılan Nice, turistlerin cirit attığı, fakat ne öyle gürültülü ve büyük bir metropol, ne de monoton bir küçük kenttir. Eşimle birlikte, yaşamının son 30 yılını Nice’te geçiren anneme ziyaretlerimiz sayesinde bu kentin hemen her mevsimini görüp tatma şansımız oldu.  Son olarak geçtiğimiz Ocak ayında oradaydık. Anne ...

Yeldo’nun Süpermen’i

Bir süredir, diyetisyenimin ısrarı üzerine, bir spor salonunda kas güçlendirme çalışmaları yapmaktayım. Benim gibi 70 üzeri yaştakiler için yararlı bir etkinlik; kaslar güçlendikçe kişi daha sağlam basıyor, düşüp kalçasını kırma riski azalıyor. Ancak bu çalışmayı eğitimli bir spor hocasının gözetiminde yapmak şart. Bu anlamda şansım yaver gitti di ...

Meksika’dan Kadıköy’e

Bu yılın mayıs ayında İstanbul’da sergi açmak üzere New York’tan gelmişlerdi. Galata’nın dar sokaklarında yürürlerken, turist avcısı çığırtkanlar onlara Japonca ya da Korece seslendikçe, “Japonlara mı benziyoruz, hiç Meksikalı görmemiş mi bu insanlar?” diye şaşkınlıklarını dile getiriyorlardı.  Konuk sanatçılarımız Andrea Arroyo ile Felipe Galin ...

Geçmişi geleceğe yansıtan ‘Kartofil’

Geçtiğimiz ekim ayının ortalarında, aralarında benim de bulunduğum yaşları 75 dolaylarındaki 30 erkek, Bodrum’daki bir sahil otelinde buluştuk. Bu toplantının tek amacı vardı: Hasret gidermek! Üç gün boyunca Saint Joseph Lisesi’ndeki öğrenci kimliklerine kavuşan ihtiyar delikanlılar, ne politika, ne dünya halleri, ne de ekonomi konuştular. Hatta fu ...

Bereketzade’den Caferağa Mahallesi’ne

“Bereketzade’yi tek bir sözcükle özetleseydiniz hangisini seçerdiniz?” Yukarıdaki sorunun sahibi Postane’nin etkinlik ve topluluk koordinatörü Elifsena Biroğlu’ydu. Bir Mahallede Kozmopolit Kenti Aramak: Bereketzade başlıklı podcast serisinin tanıtımı için 4 Ekim günü Galata’daki Postane Hol’de düzenlenen panelin, bazı ‘komşularımızla’ birlikte, ...

Kâhin değil, âlim

Bilindik bir fıkra ile başlayalım. Emekli olduktan sonra eşiyle birlikte Toronto’yu terk ederek Ontario bölgesinde, göl kenarındaki küçük bir eve yerleşen Kanadalı mühendis, kapısının önünde kışlık odun kesiyormuş. Bu esnada sırtında baltasıyla bir Kanada yerlisinin ormana doğru yürüdüğünü görmüş ve seslenmiş: “Hey arkadaş, kış nasıl olacak?” Yerli ...

Yaşasın 3F ! Futbol, Falan Feşmekân…

Futbola ilgim ve sevgim küçük yaşlarımda başladı. Hatta o kadar küçüktüm ki, salondaki lambalı koskocaman radyodan yankılanan spikerin heyecanlı sesi, “top kale alanında” diye haykırdıkça, hayalimde Rumeli Hisarı’na benzer bir yapının karşısında konuşlanmış bir top arabasını canlandırırdım. Sıkı bir Fenerbahçe taraftarı olan babama inat, o günlerde ...

Doksanıncı yaş kutlanır!

Boynumda eğreti duran bir kravat, üzerimde yazlık ceket, elimde renk renk kravatlarla dolu bir karton kutu, vestiyerin önünde dikilmiş, nişan davetimize icabet eden arkadaşlarımızı karşılıyordum. Yıllardan 1974, günlerden 28 Temmuz’du. Hava öylesine sıcaktı ki, astarsız olmasına rağmen “yüz kilo” çeken ceketimin içinde buram buram terliyordum. Arka ...

Azınlık olmak mı daha zor, farklı olmak mı?

Tuhaf bir soru değil mi? Yanıtlamadan önce neden böyle bir başlığa gerek duyduğumu anlatayım. Takip edenler bilir, 2025 yılının başından beri bu köşedeki yazılarımın konuları Kadıköy semti ve tanış olduğum kimi Kadıköylüler hakkındaydı. Bu ay istisna yapmamın nedeniyse bir okur mektubu. Okurlardan gelen e-postaları genellikle özelden yanıtlarım, ...

Herkesin bir öyküsü vardır

“Semtin ikonik isimleri varmış. Peki, şimdi var mı öyle kişiler? Misal bundan 50 yıl sonra biri Moda’yı yazsa, bahsedecek isim bulabilir mi? Güzel bir soru! “Yok, azalıyor, kalmayacak” desem -ki muhtemelen beklenti o yönde- geçmişe özlem duyan, değişim karşıtı “dinozorlar” sınıfına hoşgeldiniz! “Var, Moda’nın semt kimliği köklüdür, sağlamdır, he ...

Gökyüzünü mora boyamak

Siz hiç gökyüzünü mora boyadınız mı? Ya da denizleri papaya turuncusuna? Ağaçların yapraklarını burgonya bordosuna, insanların suratlarını çağla yeşiline? Küçükken öyle yapardım. Nedense ergenliğe ulaştığımda anlaşıldı renkleri ayırt edemediğim. Ama o zamana kadar resimlerimi kasten, sırf muzırlık olsun diye bozduğumu zanneden ilkokul öğretmenimden ...

Müziğin kimyageri

Hani tv’deki durum komedilerinde (sitcom), aile içinde mutlaka muzip bir kardeş, enişte, kayınço ya da bacanak ön plana çıkar ya, her daim pozitif enerjiyle yüklü, bulunduğu ortamı neşelendirip hareketlendiren, herkes tarafından sevilen, müstesna bir kişilik… rahmetli bacanağım tam da böyleydi işte, çocuk tarafını canlı tutmayı başaranlardan! An ...

İyi ki doğdu günlerimiz

Bundan yıllar önce, ikinci ile üçüncü cemre arasındaki günlerden bir sabah, Yaren leyleğin atalarından biri, koordinatları iyi ayarlayamamış olmalı ki, su ile toprak sınırındaki bir yere bırakıvermiş beni! Balık burcunda doğanlar biraz böyledir işte, kâh suda, kâh karada. Bugünlerde herkes güzel umutlarla baharın gelişini gözlerken, ben heyecanl ...

Moda’mıza hoş geldin Usta!

Kadıköy yepyeni bir değer kazandı! Yılın ilk günlerinde Moda’da açılan Turhan Selçuk Kültür Evi’nden söz ediyorum.  Bence Türk karikatür tarihinde üç önemli mihenk taşı vardır: Cemil Cem, Cemal Nadir ve Turhan Selçuk. Cemil Cem (1882 -1950), editoryal denilen modern gazete karikatürünün babasıdır. Cemal Nadir Güler (1902 - 1947) Türk karikatürün ...

Bakarken görmenin ötesi

Kim derdi ki günün birinde onun yazdığı gazetede, belki de onun köşesine kurulup Kadıköy yazıları yazacağımı? Moda çay bahçesinde buluştuğumuz günü hatırlıyorum. Bana yeni projesinden söz etmişti. Sıradan insanları izliyor, portrelerini hafızasına kazırken zihninde hikâyelerini kurguluyordu. Hatta bazen fotoğraflarını bile çekiyordu. Aslında kal ...

ARŞİV