Kanonun dışında kalan bir Kadıköy romanı: Kaldırımlarda

16 Ekim 2026 - 09:00

Edebiyat tarihi, yazılanlar kadar unutulanların da tarihidir. Bir kitabın sonraki kuşaklara ulaşmasında edebî değeri kadar onu yeniden basan yayınevlerinin, çevirenlerin, okuyanların ve üzerine düşünenlerin payı bulunur. Kanon dediğimiz yapı, bu aktarımın içinde biçimlenir. Kimi isimler yerlerini sağlamlaştırırken kimileri zamanla okurun görüş alanından çekilir. Geride kalan boşluk, giderek edebiyatın doğal sınırı gibi kabul edilir. Oysa bu sınırın nasıl çizildiği, kimleri dışarıda bıraktığı sorusu, edebiyat tarihini yeniden düşünmenin başlangıcını oluşturur.

İstanbul Ermeni edebiyatına bu soruyla bakıldığında, kadın yazarların eserleriyle sonraki kuşaklar arasında açılan mesafe belirginleşir. Garbis Cancikyan, Haygazun Kalustyan, Zahrad, Zareh Khrakhuni, Yervant Gobelyan ve Zaven Biberyan’ın eserleri bugünün okuruna ulaşırken aynı edebî dünyada üreten pek çok kadın bu dolaşımın dışında kalır. Bercuhi Bardizbanyan Parseğyan, Zaruhi Bahri, Adrine Dadıryan, Sona Der Markaryan Tıngıryan, Sirvart Gülbenkyan, Asdğik Kehyayan ve Armenui Terziyan’ın adları, edebiyatın belleğinde aynı karşılığı bulamaz. Kadınların yokluğu gibi görünen şey, böylece onları hatırlama ve aktarma biçimlerimizin sorununa dönüşür. Aras Yayıncılık’ın “İstanbullu Ermeni Kadın Yazarlar Dizisi” bu kopukluğun izini sürer. Unutulmuş eserleri yeniden okura ulaştırırken, yerleşik edebiyat tarihinin seçimlerini de tartışmaya açar. Çünkü bu kadınlar yazar, yayımlar, süreli yayınlara katkıda bulunur; kendi dönemlerinin düşünce ve kültür hayatında yer alır. Buna rağmen eserlerinin sonraki kuşaklara aktarımında süreklilik sağlanamaz. Dizi, tam bu noktada, kadınların edebî üretimini yeniden görünür kılar ve kanonun kuruluşuna ilişkin soruları çoğaltır.

Sırpuhi Düsap’ın 1883 tarihli Mayda’sı, Sona Der Markaryan Tıngıryan’ın Marukyanlar’ı ve Adrine Dadıryan’ın Kaldırımlarda romanı yan yana okunduğunda, dönemler arasındaki bağlar ortaya çıkar. Evlilik, emek, ekonomik bağımsızlık, annelik, sanat ve kent, farklı hayatların içinden yeniden ele alınır. Her yazar kendisinden önce sorulan sorulara kendi zamanından karşılık verir. Böylece kadın yazınının kuşaklar boyunca değişen, kesintilere rağmen süren çizgisini görmek mümkün olur.

Adrine Dadıryan’ın hayatı bu çizgiye tarihsel bir derinlik kazandırır. 1915’ten sağ kurtulan yazarın yolu Çorum’dan Halep’e, Cereş’e, Kudüs’e ve İstanbul’a uzanır. Bu hayatın içinden doğan yazarlık, yerinden edilmenin ve yeniden yer edinmenin deneyimini taşır. Sibil, Zabel Yesayan ve Hayganuş Mark’ın açtığı edebî alanla kurduğu bağ, kadınlar arasındaki aktarımın önemini de gösterir. Pakarat Tevyan’la birlikte çıkardığı çocuk dergisi Bardez ise Dadıryan’ın yazarlığını Ermeni basın ve kültür hayatının içine yerleştirir. Kaldırımlarda, bu birikimin içinden bir kadının kentteki hayatına eğilir. Romanın merkezindeki Sira çalışır, yürür, karşılaşır; geçimini sağlamak ve kendine bir hayat kurmak için uğraşır. Aşk ve aile ilişkileri, onun varlığını bütünüyle açıklamaya yetmez. Çalışma hayatı, ekonomik koşullar ve sınıfsal ayrımlar, kararlarına ve hareketlerine yön verir. Dadıryan, kadınlık deneyimini bu gündelik mücadelenin içinde anlatır.

Romanın feminist yönü de burada güç kazanır. Kadının yaşadıkları, kendi başına anlatılmaya değer bulunur. Yoksullar, işçiler, hamallar, işportacılar ve yetimler Sira’nın dünyasında yerlerini alır. Anlatının ağırlığı gündelik emeğe, geçinme çabasına, hayatın küçük görünen güçlüklerine kayar. Kahramanlık, bu insanların günlerini nasıl geçirdiği sorusunun gerisinde kalır. Dadıryan’ın edebî tercihi, kimin hayatına bakıldığı ve kimin sesinin duyulduğu meselesini romanın merkezine taşır. Bu bakışın başlıca mekânı Kadıköy’dür. Moda, Mühürdar ve Fenerbahçe, Sira’nın hareketleriyle birbirine bağlanır; anlatının yolu Çamlıca’ya, Eminönü’ne, Mahmutpaşa’ya, Gedikpaşa’ya ve Burgazada’ya açılır. Semtler, içlerinde sürdürülen hayatlarla anlam kazanır. Sira yürüdükçe şehrin toplumsal coğrafyası belirir: geçim imkânları, sınıfsal mesafeler, kadınların girebildiği ya da dışında kaldığı alanlar… Kaldırımlarda, bu yönüyle Kadıköy’ü bir kadının deneyiminden kayda geçiren bir romandır. Kaldırım da bu deneyimin somut zeminini oluşturur. Sira’nın adımları, evin dışındaki hayatla kurduğu ilişkiyi taşır. Yürümek, çalışmak ve gözlemlemek birbirini tamamlar; yazı, bu karşılaşmalardan kendine bir alan açar. Bir kadının kentte yer edinme çabası, sözcüklerde de karşılığını bulur.

II. Dünya Savaşı yıllarında geçen romanı Dadıryan, 26 Ekim 1955’te, 6-7 Eylül’ün hemen ardından tamamlar. Bu tarih, yer ve güvencesizlik meselelerini yazarın yaşamındaki başka kırılmalarla birlikte düşünmeye çağırır. Sira’nın gündelik mücadelesi, böylece daha geniş bir tarihsel deneyimin içinde okunur. Bugün Kaldırımlarda romanına dönmek, bir yazarın sesini yeniden duymak kadar, o sesin neden bu kadar uzun süre duyulmadığını da sormayı gerektirir. İstanbullu Ermeni Kadın Yazarlar Dizisi, edebiyat tarihinin dışında bırakılan kadınların eserlerini okura ulaştırırken bu sessizliğin hesabını da sorar. 

Dadıryan’ın Kadıköy sokaklarında yürüyen Sira’sı, yıllar sonra edebiyatın belleğinde de kendine bir yol bulur. Onun adımlarını izlerken kanonun sınırına varırız; orada edebiyatın değil, bize aktarılan tarihin daraldığını görürüz. Kadıköy’ün kaldırımlarında bir kadının emeği, yalnızlığı ve yaşama direnciyle karşılaşırız. Edebiyatın hafızası, onun hayatına yer açtığımız ölçüde genişler. Dadıryan’ı yeniden okumak, Kadıköy’ün bildiğimizi sandığımız sokaklarında henüz dinlemediğimiz hayatlara açılmaktır.

Yazarın Diğer Yazıları

Helvanın da bir hatırı vardır

Geçen ayki “reçel”den, “çevirme tatlısı”ndan sonra fark ettim ki, helva da başlı başına bir yazıyı hak ediyor. “Yandı gülüm keten helva”sından merasim helvalarına; “halkın baş gıdası tahan helvası”ndan (Karay, 2015: 363) sabunî helvaya uzanan uzun bir yazının konusu olabilir. Üstelik bir zamanlar İstanbul’un her semtinin kendine özgü tatları old ...

Gül bahçelerinde

Yaz bitmeden… Bahçelerde mis kokulu okka gülleri olurdu ya hani! Bu kokuyu hatırlamadan gül reçelinden söz edilmezdi.  Ben bu sene tam da böylesi kokular içinde bir bahçede gül reçeli yedim. Beykoz’daki eski Haygazyan Ermeni Okulu’nun bahçesinde,  Digin Hermans Çiçekeker’in güllerinden. İki dilim ekmeği kızartıp, önce tereyağı, sonra gül reçeli… Ça ...

Knar Hanım için

Kadıköy Ermeni Mezarlığını’nın fotoğrafı kaybolmuş tek mezarı…Yine de şüphemiz yok onun kim olduğuna. Hâle Tiyatrosu’nda sahneye çıktığında Yerçangutyun’u söylemişti ki “Mutluluk” demektir. Hanımefendinin gözlerine bakmaya doyamamış Kadıköylüler. Buradan tanıyoruz! Annesi Bercuhi de Fasulyacıyan Topluluğu’nun gözde aktristlerindenmiş. Müziği de tiy ...

Mınakyan Kumpanyası

Bahariye Caddesi’nde bir vakitler, Eliza Binemeciyan’ın evinin biraz ilerisinde Mardıros Mınakyan’ın evi vardı. Mınakyan tam anlamıyla bir Kadıköy sanatçısıydı. Aktörü, rejisörü ve yöneticisi olduğu Mınakyan Kumpanyası da Kadıköylülerin anılarında önemli bir yere sahipti.  Mardiros Mınakyan, 1837 yılında doğdu, 1920’de öldü.  Sahneye çıktığında ...

Krepen’den Hacopulo’ya…

Pasajlar, İstanbul’un sosyal ve kültürel dokusunu oluşturan mekânlardan. Beyoğlu pasajları, İstanbul’a dair anlattıklarıyla, kentin hem geçmişinin anlamlandırılmasında, hem de günümüzdeki olanaklarına dair önemli ipuçları verir. Her koşulda değişen, dönüşen, iletişime açık durumlara zemin oluşturur. En çok Krepen ve Hacopulo Pasajlarını severim. He ...

Yaşamın Kıyısındaki Yengeç

Yervant Gobelyan’ın 1998 yılında Aras Yayıncılık tarafından yayımlanan Memleketini Özleyen Yengeç ve Gıyanki Lusantsken [Yaşamın Kıyısından] adlı öykü kitapları, Aralık 2025’te, yine Aras Yayıncılık tarafından ilk kez tek ciltte bir araya getirildi. Yazarın on beşinci ölüm yıl dönümünde yayınlanan bu eser, Gobelyan’ın çeşitli yayınevleri tarafından ...

Selânik’ten Burgazada’ya “Çaydanlık Gibi Olun”

Elena Kovaçi Uygan’ın Selânik’teki köklerinden yola çıkarak, İstanbul Bulgar Cemaati odaklı anılarını bir araya getirdiği kitabı “Çaydanlık Gibi Olun”, geçtiğimiz haftalarda Gözlem Yayıncılık tarafından yayınlandı.  Böylece İstanbul Bulgar Cemaati hakkındaki az sayıdaki kaynağa bir yenisi eklendi. Elena hanımın atalarının kökeni Selânik’e dayansa d ...

İstanbul yazmaları

İstanbul yazmalarına önce iyot, sonra sandık kokusu siner. Her birinin ayrı tarihi vardır. Kumkapı yazmalarının yanında çirozlar selam durur, yosun kokuludur. Kandilli yazmaları nazenindir. Çeyiz sandıklarına hazırlanır, sabun kokar. Yakın geçmişte Boğaz kıyılarının hemen hepsinde İstanbul yazmacılığının en güzel örnekleri verilmiş ama Kumkapı’yı v ...

Bir vakitler, gazinolarda

Maksim, Bebek Maksim, Lunapark, Çakıl, Gar, Bebek Belediye… Yağmurlu günlerde, Arnavut kaldırımların üzerine ıslak mavi düşerdi.  O ıslak maviye basılarak girilirdi gazinoya. Mavi florasanla bezenmişti. Taksim-Beyazıt arası 25 kuruştu.  Taksilerin taksimetresi arabaların içinde değil, dışındaydı. Gazinoların “belle époque”u 1955-1975 arasında yaşan ...

“Gidelim Tatavla’ya”

Tatavla… Başlangıçta küçük bir Rum köyü; Kasımpaşa, Yenişehir, Dolapdere, Sinemköy, Feriköy, Pangaltı ve Cinderesi semtleriyle çevrili. Uzun yıllar Tatavla’da yaşayan erkeklere Rumca olarak Tatavlianos,  kadınlar ise Tatavliani denilmiş. Kuyuları, bostanları, kunduracıları, tulumbacıları, kabadayıları, meyhaneleri, karnavalı, sporcuları ve genç kız ...

Sabiha Sertel’i hatırlarken

Sabiha Sertel, ülkemizde gazeteciliği meslek olarak benimseyen ilk kadın gazeteciydi. Eşi Zekeriya Sertel ile birlikte aydınlanma sürecimizde önemli yeri olan gazete ve dergiler yayınladılar. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş dayanaklarını oluşturan reformları desteklediler. Hatta Sabiha Sertel bununla da yetinmeyip daha gelişmiş bir toplum projesi ...

Barsegh Kanachyan için…

Barsegh Kanachyan, Tekirdağlı (Rodosto) bir kunduracının oğluydu. Gedikpaşa’daki Mesropyan Okulu’nda eğitim gördü. 1910’da Gomidas ile karşılaştı. Gomidas’ın üç yüz öğrencisinden biri oldu. Gomidas Vartabed, zamanla bu sayıyı on altıya indirdi. Sonra beşe… O beş kişinin en yeteneklisi Kanachyan’dı. Ermenistan millî marşı Mer Hayrenik (Մեր Հայրենիք/ ...

“Kadıköylüler”

Baylan Pastanesi’nin sahibi Bay Harry Lenas’ı tanıma fırsatı bulmuştum. Bu nedenle yitip gitmiş bir duyarlılığı, yaşama biçimini ucundan kıyısından yakalamayı başarmış şanslı bir insan olduğumu düşünüyorum. Bay Harry, hemen hemen her gün Kadıköy Baylan’a gelirdi. İlerlemiş yaşına rağmen, son güne kadar işinin başındaydı.  Her zaman şıktı, özenliydi ...

Obur yazılar

Yemek kültürü ve şarap uzmanı Levon Bağış’ın Agos Gazetesi’ndeki “Obur” başlıklı köşesinde 2013-2020 yılları arasında kaleme aldığı yazılardan oluşan bir seçki “Obur Yazılar” adıyla geçtiğimiz haftalarda Aras Yayıncılık tarafından yayınlandı. Bu kitap sadece Türkiye’nin yeme-içme kültüründeki dönüşümü değil, aynı zamanda bu kültürün ardındaki insan ...

Bütün yollar insana çıkar

Buket Uzuner… Kuzey Sahra Afrikası, Kuzey Amerika ve Avrupa’da uzun tren yolculukları yapan “uyumsuz” bir kadın. Kitapları on dile çevrilmiş bir roman, öykü ve gezi yazarı. Elli yıldır yazmakta ısrar ve inat ediyor! Kendisi için farklı anlamlar içerse de, okuru olarak söyleyebilirim ki, elli yıldır bazı soruların karşılığını aramak, belki de sadece ...

Suriçi’nde zaman

Hagop Baronyan, “İstanbul Mahallerinde Bir Gezinti” adlı kitabında “Samatyalılar kırmızıyı yalnız Paskalya yumurtasında görmek isterler” diyerek bizi uyarsa da fazla dikkate almayın. Kaldırımları, caddeleri, sokakları allar kuşanıp gezseniz bile, kendi hâlinde olmayı sanat haline getirmeyi başarabilmiş Samatyalılar size dönüp bakmayacaktır. İstanbu ...

Zargana Enver Sandalı

Bu vakitlerde değil de sonbaharın ilk günleri,  Eylül ikindileri, palamutların yeni yeni çıktığı, manav tezgahlarının yemyeşil taze otlarla donandığı zaman Ada mevsimi başlar. İyot, çivit ve tuzdan ibaret Ada evlerinin beklenmeyen konuğuysanız, o tuzdan bir parça yakanıza siner, bir daha da çıkmaz. Yazdan kalma son sıcaklarda kurumuş otlar, bir dal ...

Moda’daki “O Ev”

Kent mekânı toplumsal/politik aidiyetlere, farklı yaşamlara, kültürel çoğulculuğa cevap verir. Kentlilik duygusu, kimi zaman duygusal bir bağlılık üzerinden yükselir. Bu evde olma hissinin yaratılmasında, o kentte yaşayan insanların geçmişini bilmek önemli rol oynar. Öznenin yaşadığı mekânla ilişki kurması, mekâna anlamlar yükler, yeni kimlikler ol ...

Kadıköy’den Amida’ya selam!

İki bayram arası likörden söz açmanın tam sırası. Kristal kadehler ve havanlar elden geçirilsin, tozları alınsın, yaşamın diyalektiği kabul edilerek yan yana konsun. Baharat havanı nereden çıktı demeyelim, ihtiyacımız olacak. Kavalyesiz de bırakmayalım, kahve havanını hazırlayalım. Öyle ya, eski bir tariften söz açmak bunu gerektirir. Üç kuşaklık t ...

Liz Behmoaras için…

Liz Behmoaras’lı anıları çok yakın şeyler gibi hatırlıyorum, çok uzak şeyler gibi bazen… Senede iki, en fazla üç kere Moda’ya gelir, muhakkak arar, “eğer uygunsam” Moda Caddesi’nde buluşurduk. O vakitler Moda İskelesi’nin büyük, beyaz ferforje kapısından geçip, artık kullanılmayan, bu boş iskeleyi ziyaret etmeyi âdet edinmiştik. Buraya varmadan bir ...

Refik Halid Karay için…

Refik Halid Karay, dünyayı İstanbul’dan adımlamaya başladı. O, İstanbul’u, yaşayan, olağanüstü bir varlık gibi hayal ederdi. Soluk alan, sürekli korunup gözetilmesi, özenilmesi gereken kutsal bir varlık. Boğaziçi’nde kendi halinde, ağaçların arasında dinlenen evler, tepelere doğru birer anı gibi ilerleyen sessiz sokaklar, hayattan sarsıcı insanlık ...

Mutfak defterlerinden

Sayısız sanatçıya ilham veren İstanbul, geçmişinin çok eskilere dayanması ve çok kültürlü bir kent olması açısından ilginç özellikler taşır. Her ne kadar çok kültürlülük özelliğinin gittikçe aşındığı gözlemlense de en azından anı kitaplarında canlılığını koruyan bir dinamiktir. Bu özellik en çok yeme-içme kültürüne yansır. Gün görmüş, eyyam sürmüş ...

Kentinin ve kendinin sürgünü: Silahtar Bahçeleri

İstanbul’u hiçbir zaman insanlığın evrensel serüveninden ayrı düşünmedim. Kentimizi hep o büyük serüvendeki insanlık hâllerine benzetirim. Tıpkı onun gibi yıkık, korkak, cesur, bocalayan, yalpalayan… Diğer yandan mağrur ve görkemli. Bana her zaman yeryüzü oradan adımlanmaya başlanır gibi geldi. Mekân olmanın ötesinde, toplumsal/politik aidiyetlere, ...

ARŞİV